Elimizdeki lastik
sapanlarla kuş avlarken, günah diye çıkışırdı bize, tavuk yemiyor musun
oğlum, diye alay ederdik, o da kuş, bu
da kuş; ha yerde ha havada ne fark eder. Kafasını düşünceli düşünceli sallayıp yoo,
derdi, o kuş belki de filleriyle Kabe'ye yürüyen
putperest Ebrehe ordusunu,
gagalarında taşıdıkları taşları atarak
mahveden ebabil kuşlarının soyundandır, ne biliyorsunuz öyle olmadığını.
İçimizden en bıçkın olan İsmail, yere
afili bir tükürük fırlatarak, hassiktir
derdi bunun üstüne, hassiktir be
Hüseyin, her şeyin içine ettin, böyle
yapacaksan git evine otur oğlum,
zevkimizi kaçırma.
Başımı avuçlarıma alıp sıksam ne olur Çıkarabilir miyim beynimdeki o kara suyu?
Bir çiçek tarlasına dönüştürebilir miyim Aylardır önünde durduğum bu dipsiz
uçurumu?