Sel

Puan vermedi·80 syf.··
2022 12. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2022 16:50
Nurullah Genç ile tanışmam tesadüfe dayanıyor. Geçen ay ramazanın ortalarında öylece YouTube’da gezinirken “Hindiba” şiirini seslendirdiği videoya denk geldim, iki üç şiirini daha dinledim, sonra da “Yağmur” şiirinin arka planını hayat hikayesiyle birlikte anlattığı videoyla taçlandırmış oldum. Bunların hepsi nerdeyse bir saat içinde oldu. İyi de oldu. Bende çok tatlı bir izlenim bıraktı Nurullah Genç: nazik, tek tek konuşan ama su gibi anlatan, sakin bir beyfendi. Konuşurken gözlerinin içi parlıyor sanki. Hayat dolu olduğu belli, samimiyetiyse ortada. Çok şen bir karaktere benziyor. Dolayısıyla dinlemesi de keyifliydi. Ben nedense hafif Attila İlhan havası da sezdim satırlarda. Her ne kadar “dinî” ağırlıklı programlara katılsa da ben dinden bağımsız dinlenebileceğini ve okunabileceğini düşünüyorum. Ben öyle anladım ve yaptım. Aynı tür olmasa da şununla karşılaştırabilirim daha iyi anlaşılması için: geçenlerde Kemal Sayar okumak istemiştim fakat yirmi sayfa devam edemeden yarım bıraktım. Kendisinden bu kadar din, tasavvuf ağırlıklı bir anlatım dili beklemiyordum çünkü. Hem bu anlatım şeklini beğenmediğimden, hem de öyle olduğunu bilmediğimden kaynaklı bu, zira bilenler zaten çok severek okuyor Kemal Sayar’ı. Ama dediğim gibi bu “vibe” Nurullah Genç’te yok, en azından ben rastlamadım ne dinlediklerimde, ne okuduklarımda. Bu şiirlerine gelirsek; dediğim gibi şairi öncesinde tanıyıp dinlediğim için galiba, onun tonlamasıyla okuduğumu hissettim. Her birini anlamasam da genel olarak sakin bir hava var. Sevilen var, doğa ögeleriyle süslenmiş, diğer bir tarafta da seven var, acı çeken ve galiba isyan da eden ama sert bir şekilde değil. Tatlı bir acı çekme ve isyan etme durumu gibi. Ben öyle anladım. Nurullah Genc’in konuşurkenki samimiyetini satırları arasında bulmak ya da
NuyagevaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 2020605 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Övgülerden, denk geldiğim ufak tefek güzel satırlardan, az biraz da okuduğum hayat ve ölüm hikayesinden ve en nihayetinde Sylvia Plath’a olan yakınlığından etkilenerek sonunda temin ettim bu şiir kitabını. Öncelikle kitabın boyutu biraz şaşırttı, bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum ama fena da durmuyordu. İkinci nokta ise, şiirlerin “daktilo” yazı tipiyle basılmış olması başta original bir fikirmiş gibi hissettirdi ama bu cazibesini hızla kaybetti çünkü 1- tam olarak daktilo tipi değil ve bir yerden sonra “ciddiyetinden” kaybediyor gibi hissettim, 2- bir yerden sonra okumayı zorlaştırıyor. Şiirlere gelirsek, biraz hayal kırıklığına uğradım ama Didem Madak okuyup hemen hemen aynı hissedebileceğimi bildiğim için hazırlıklıydım, ki zaten şiir dünyası da biraz zordur, yol öyle dümdüz değildir. Neyse, depresif /melankolik /karanlık bir dünya olacağından haberim vardı, ki melankolinin de ufaktan kölesi mölesi sayılırım. Ama Nilgün Marmara’nın dünyasına giremedim. Sonlara doğru daha anlaşılır satırlara sahip olsa, özellikle baştaki şiirleri zordu, her satırda daha önce duymadığım ve galiba, doğru anladıysam, kendi ürettiği kelimelerle harmanlanmıştı. Tekerleme gibi hissediliyordu bazen kelimelerin birbirleriyle olan yakınlığından dolayı. Kelimeleri geçtim, anlamlandırmak da hayli zor oldu, hatta olamadı. Belki de şairin bile isteye ördüğü bir duvardı.
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20184,771 okunma
4/10
·312 syf.··
2021 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ekim 2021 13:29
Nermin Yıldırım’dan birkaç ay önce “Rüyalar Anlatılmaz” ile “Saklı Bahçeler Haritası”nı okumuştum. Yazılma sırasına bakılırsa “Unutma dersleri” bu ikisinden sonra geliyor. Oysa tarihe bakmasam, bu ilk kitabı herhalde diye düşünüyordum. Diğer iki kitap müthiş farklıydı benim için, özellikle üslup olarak. Farklıydı ve asıl onları beğenmiştim, onlardan sonra devam etmeye karar vermiştim. Bir ağırlıkları, derinlikleri vardı sanki, olayların ve kişilerin birbirleriyle bağlantıları ve bağlanış şekilleri hoşuma gitmişti. Bu kitap biraz hayal kırıklığı oldu. Karaktere pek ısınamadım ve bence kullanılan üslubun bunda yeri büyük. Üç cümleden ikisi (değiştirilmiş) deyimlerle, şarkı sözleriyle, alıntılarla ve özellikle benzetmelerle dolu; sürekli bir espritüel /mizahi hava var ama kitabın tamamı nerdeyse bu şekilde olunca (her ne kadar karakterin kişiliğini yansıtıyor olsa da bu mizah, olaylara bakış açısını gösterse de vs) ciddiye alıp olaya, düşüncelerine, sözlerine odaklanmak imkansız. Feribe’ye nasıl olduğunu sorsan, atıyorum “afganistan’daki şu çocuklar nasılsa ben de öyleyim” tarzında ama SÜREKLİ bu şekilde irtibat kuruyor hem diğerleriyle, hem de işin kötüsü kendisiyle de. Bu üslup beni uzaklaştırdı karakterden, içselleştirmek mümkün olmadı. Çok fazla benzetme var. Sanata, müziğe elbette karşı değilim (hatta ne mutlu bana bir kitapta bir şarkı önerisinde bulunuluyorsa!) ama bu da fazlaydı. Genel olarak da zaten tekrara düşülen noktalara sahipti (aldatılma konusu mesela, Vedat’ın aldatıp aldatmadığını düşünmesi, içindeki vicdan, ahlak sorgusu; her bölüm vardı nerdeyse). Kurgu bakımından, başta konusu ilgimi çektiyse de ilerleyişi ve sonu klişe geldi. Sorunun çözümlenmesi ise beni ikna etmedi. Yani (spoiler olabilir), ha Vedat’la Yeşim onu aldatıyormuş ve hayatı ordan devam
Unutma DersleriNermin Yıldırım · Hep Kitap Yayınları · 20205,4bin okunma
5/10
·256 syf.··
2021 18. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2021 22:57
Beklentilerimi tam olarak karşılayan bir kitap olmadı. Yazarın kendini birçok kez tekrar ettiğini düşünüyorum. Bunun dışında, bence bu ailevi meseleler, çocuk-ebeveyn, kadın-erkek ilişkileri ve travmalar konusunda bu kadar “samimi” /“anlayışlı” bir bakış açısı olmamalıydı, daha bilimsel bir dil beklerdim ben, mesela “birçok kez şunu yaşadık, şöyle gördük aile evlerimizde” gibi cümlelerinden rahatsız oldum. “Biz” olmamalıydı bence, mesafe gerekirdi. Çünkü bu anlayışlı “bizli” dil genellemeler doğurdu kaçınılmaz olarak. Genellemeler üzerine dayalıydı sanki kitap. Bazı bölümler başlıklarını doldurmuyordu. Detaylara inilmedi, neredeyse hep başa, genel soruna dönüldü. Kitabın iyi yanlarından bir tane söylemem gerekirse, alıntı konusunda fena değildi. Hem filmlerden, hem psikologlardan mesela, hem de yazar ve şairlerden alıntılar bulunuyordu. Aile, kadın-erkek ilişkilerini bir de o izlediğim sahnelerden görmek güzeldi. Ama bunun dışında, mecburen “genel olarak” 5/10’luk bir kitaptı. Daha kısa ve öz olabilirdi.
Herkes Evine Dönmek İsterTuba Karacan · Profil Kitap · 2020403 okunma