hepimiz annelerimizi içimizde bir delik gibi taşırız, büyük ya da küçük, ölü ya da diri, işte bu yüzden yaşayabilmek için bu delikleri doldurmaya çalışırız ya da annelerimizi reddederiz ama o zaman da-becerebildiğimizi düşündüğümüzde-özgürleşmenin suçluluğuyla yaşamak zorunda kalırız. Suç olmadan özgürlük de olmaz, bu arada baştan beri suçlusun, daha çocukken suçluydun çünkü acı zincirine katıldın bir kere, acını kız kardeşine ya da seninle birlikte olduğu için yıpranan bez bebeğine geçirdin, kapısı dışarıya çıkılamayacak kadar küçük olan bir evin bir odasına kapatılmıştın, bu nedenle her deneme kanlı, muhtemelen de ölümcül olacaktı ama ben o kapıyı havaya uçurdum, epey kan döküldü, şimdi buradayım, ormanda bir kütük evde bir Kanada geyiğiyle oturuyorum.