Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birdenbire boşanmaz insanın başına. Davranışımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimize her gün azar azar çekidüzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş biriken bir şeydir mutluluk.
Ortada gözlemlenebilen bir gerçek varsa, az yasakların bulunduğu yerde ilgili yasaklara titizlikle uyulduğudur; oysa adım başına yasaklarla karşılaşılan yerde, insan düpedüz bu yasakları çiğnemek ayartısına kaptırır kendini.
Bize tüm uygarlık yaşamımızın alabildiğine nevrotik karakter taşıdığını, çünkü sözde normallerin de nevrozlulardan çok daha başka türlü davranmadığını gösterir, o kadar.
Yok olup gidişten bir şey öğrenilemez; ama bir travmanın başarıyla üstesinden gelindiğinde, karşılaşılabilecek benzeri durumlara dikkat edilir ve önceki travmatik yaşantıların kısa yoldan yenilenmesi, yani bir korku duygusunun içte uyanması tehlikeyi haber verir. Tehlikenin algılanmasına gösterilecek böyle bir tepkiyi bir kaçış eylemi izler, bu eyleme uzun süre yaşam için kurtarıcı önlem diye başvurulur, ta ki söz konusu canlı dış dünyanın karşısına çıkardığı tehlikeyi daha etkin biçimde hayta belki saldırıyla karşılayacak kadar güçlenmiş olsun.