“Onu evde mutsuz görmeye o kadar alışmıştım ki yüzündeki mutluluk bana derhal ifşa edilmesi gereken bir sahtekarlık, bir ayıp, bir yalan gibi görünüyordu.”
Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri bir kişisel anlatı. Edouard Louis annesini anlatırken, onunla kurduğu ilişkiyi, ona duyduğu öfkeyi, utancı, uzaklığı, yaşadıkları yoksulluğu, sefaleti, eril şiddeti, sınıfsal sorunları da ele alıyor. Bunu doğrudan, açıklıkla ve en yalın şekilde aktarıyor. Ve bence bu metni kuvvetli kılan şey tam da bu. Kısacık cümlelerle yoğun hisler aktarmayı başarabiliyor.
“Çocukken birlikte utanırdık- evimizden, yoksulluğumuzdan. Artık senden utanıyordum, sana karşı. Utançlarımız ayrılmıştı.” cümleleriyle lise yıllarında annesinden utanmasını, onu arkadaşlarından gizlemesini, aynı zamanda yaşadıkları yoksulluğu derinden hissettiriyor.
“Tuhaf sahiden, ikimiz de tarihin kaybedenleri olarak başlamıştık bu hayata, o bir kadın, bense asi, canavar bir çocuk.” cümlesiyle yaşamlarının benzerliğini anlatırken annesinin onu arayıp “Bir iş bulmam lazım. Ben de sana temizliğe geleyim diye düşündüm. Tabii sen evde olmadığın zaman gelirim, seni rahatsız etmem. Evi temizlerim, sen önceden parayı masanın üzerine bırakırsın, alır çıkarım.” demesi aslında yaşamlarının, sınıflarının ne kadar uzaklaştığını, ilişkilerindeki uçurumu açıklıkla anlatıyor.
Bu kitabın aslında en muhteşem yanı bir kadının özgürleşmesinin onu nasıl bambaşka bir kadına dönüştürdüğünü görmemizi sağlıyor olması.
Ve Louis yazma cesaretin ve açıklığın bende hayranlık uyandırdı. İyi ki okuduklarımdan