“Sadece kendini düşünen bencil ruhların arasında bir istiridyenin gizlediği narin bir inci tanesi gibisin” demişti bana tanıştığımız ilk günlerde. Ya sonra? Sonra ne olmuştu da gecenin o kör vaktinde sokaklarda ağlayan bitkin ve yılgın bir kadına dönüşmüştüm?
Deneyim dolu bir yaşamdaki tüm yüklenen ağırlıkların güzel bir dille anlatıldığı bir kitap. Kendi deneyimlerimi ve ahlak anlayışımı da katarak okuyunca bir çırpıda okur gibi değil de izler gibi aktı sahneler.
“Oğlum bu memlekette keçi etine koyun eti damgası basar, satarlar. Sen sonra uğraş dur ben keçiyim diye. Mühür, koyun mührü. Artık koyunsun. Şimdi size bir basarsak ‘komünist’ mührünü, ömrünüzün sonuna kadar çıkaramazsınız. Hadi gidin buradan.”