" bir nesnenin büyük bir kütlesi olması için illa da iri olması gerekmez.
menekşe kadar küçük olan bir kız,
çiçek yaprakları gibi oradan oraya giden bir kız,
dünyanın kütlesinden daha büyük bir güçle beni kendine doğru çekiyor.
tam o esnada, tıpkı newton'un elması gibi durmaksızın ona rastlayana dek yuvarlanıp durdum.
küt sesiyle...
küt küt sesiyle...
yüreğim yer ile gök arasında baş döndürücü bir sarkaç gibi gidip geliyordu.
ilk aşktı o... "
“Nasıl oluyor da, kolsuz ve bacaksız doğan insanlardan faydalanmayı akıllarından bile geçirmeyen dürüst ve duyarlı kişiler, düşük bir zeka düzeyi ile doğanları istismar etmekte bir mahsur görmezler?”
“Başkaları da yaşar, başkaları da ölür” dedim, “bu demek değil ki her birimiz için kendi yaşamı biricik olmasın, herkes kendi hesabına ölmesin. Haklısın. Yeryüzüne Sirius yıldızından bakmaya çalışmak saçma. Sirius yıldızında değil, dünyadayız biz. Her birimiz kendi postunda.”
Devamlı akan su durduğunda serinliği özlenir, yanan ışık söndüğünde aydınlık özlenir ve insan karısını kaybettiğinde de onu ne kadar çok sevdiğini anlar.Anlayabilmek için en kötüsünün başa gelmesini beklemek ne acı. Neden mutluluğu, ancak çekip giderken çıkardığı sesle tanıyabiliyoruz?