Oğuz Atay günlüğünde şunları yazmıştı;
Bugünlerde umutsuzluk var.
Bu adamlar çürüyen et, dökülen diş gibiler.
Neden yazdıklarımı anlamıyorlar, neden çevrede kimse yok?
Bu sokakta bir iki küçük mezarlık olsaydı da, her gün işe giderken ölülerle selamlaşsaydım.
Sanıyorum burada ben kendimi dışarıda bırakılmış hissediyorum.
Korkarım sonunda ben de teslim olacağım, bu daha acıklı olacak.
Bütün bu kitapta ne yazıyor?
Bu adamı öldürmüşler!
Oğuz Atay’ın beyninde tümör çıkmış.
Sonra da gencecik yaşta ölüp gitmiş.
İşte, o tümör denilen bok her neyse, bu söylediği bütün herifler o tümör.
Anlamıyor musun hâlâ?
Bak, yazıyor burada.
Öyle kalkıp küfür falan da etmemişler.
Ne yapmışlar, biliyor musun?
Hiç.
Hiçbir şey yapmamışlar.
Sokakta yürürken, dönüp de bakmamışlar bile adama.
Onun için ölmüş bu adam.
Kimse dönüp de bakmadı diye.
Yarım kalmış kelimesi.
Hayatı, kızgınlığı ve her şeyi yarım kalmış.
Bazı insanlar böyledir işte, diğerlerine göre çok daha kırılgan olurlar.
Ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar.
İlk nefesini aldıktan sonra başını koltuğa yaslayıp düşündü.
Oğuz Atay’ı anlayamamış, ancak daha da ileriye gidip hissetmişti.
Bir adam geliyordu gözlerinin önüne.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayatımız boyunca elimizden tutacak birilerini arar dururuz. Ama kendi varlığımızı hiç anımsamayız. Kendimizi öyle bir unuturuz ki sanki varlığımızı tamamlayanlar hep başkalarıymış da bizde onlar olmadan varolamayacakmışız gibi hissederiz. Fakat durum hiç de böyle değildir. İnsanlar, birbirini var edemediği gibi birbirini yok edemez de. O yüzden boşluklarımızı kapatacak şeyleri başka yerlerde aramak yerine, ilk dönmemiz gereken yere dönmeliyiz, yani özümüze.