Sena Mazlumoğlu

O kadar boş ki mesud olmak, Gün yüzü görmeden ölenlerin arkasından.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Anılarından kale yapıp sığınsa bile Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Zamanın ucu nereye düğümlenmişse, bir süre sonra birdenbire çözülüverdi... Onun çözülmesiyle birlikte, her şey yeniden kımıldanmaya başlamıştı.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Zaten, bir zamanlar bana ak sakallı meşenin anlattığına göre, adına savaş denen şey, yeryüzünün herhangi bir noktasında başlayıp herhangi bir noktasında bitmezdi. Her şey gibi, o da insanda başlayıp insanda biterdi. Bu yüzden, cepheler falanca dağda ya da falanca ovada değildi. Cepheler, bütün acımasızlıklarıyla insanoğlunun içindeydi. Toprağı titrete titrete yürüyen tanklar, art arda gümbürdeyen toplar ve durup dinlenmeden kurşun kusan tüfekler insanoğlunun içindeydi. Hatta, henüz icat edilmemiş silahlar da insanoğlunun içindeydi. Yani, insan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta, okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı... Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi?
Sayfa 97·Kitabı okudu
Acısı hem kör, hem de sağır etmişti onu.
Sayfa 89·Kitabı okudu