İhtiyarının sırtının da öküzünki kadar kara olduğunu fark ettim. İkisi de, hayatlarının alacakaranlığında bile olsalar, o çakıllı taşlı tarlayı sürebiliyorlardı, tıpkı dalgaların sahile vurması gibi.
1910 yılında diktiği meşeler şimdi on yaşındaydı.
Ağaçlar benden de, ondan da boyluydu. Manzara hayranlık uyandırıcıydı. Nutkum tutulmuştu; ben de onun gibi suskunlaştım ve bütün gün sessizlik içinde ormanında dolaştık. En geniş yeri, üç bölüm halinde, on bir kilometreye ulaşıyordu. İnsan bütün bunların tek bir adamın elinden ve ruhundan çıktığını düşününce, insanoğlunun yok etmenin dışındaki işlerde de Tanrı kadar yetenekli olabileceğini kavrıyordu.