Kitap, Uygur halkının Doğu Türkistan’da yaşadığı zulmü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Konuyla hiçbir bilgisi olmayan kişiler için bile oldukça açıklayıcı bir eser olduğunu söyleyebilirim.
Çin devletinin Uygurlara nefes alacak küçücük bir alan bile tanımadığını, insanların evlerine “misafir” adı altında Çinlilerin yerleştirildiğini, her hareketlerinin kayıt altına alındığını okumak ve görmek tarifsiz bir çaresizlik ve öfke hissettirdi. “Sakıncalı” olarak değerlendirilen en ufak bir davranışta dahi (beş vakit namaz kılmak gibi davranışlardan bahsediyorum), o kişilerin “rehabilite edilmek” bahanesiyle toplama kamplarına gönderilmeleri; cuma namazlarının yalnızca Çin’in uygun gördüğü yaşlılara, askeri düzende kıldırılması; –O da Uygurlar özgürce ibadet ediyor diyebilmek için– camilerin kubbelerinin adım adım yok edilip ibadethanelerin farklı amaçlarla kullanılmaya başlanması… daha burada bahsedemeyeceğim kadar çok türlü mezalim.
Tüm bunlar, Çin’in tek amacı olan bu asimilasyon çalışmasında, Uygurları dinlerinden kopararak başarabileceklerine inandıklarını açıkça gösteriyor.
Kitabı okudukça sessiz kalmanın da bir tür suç olduğunu iyice hissediyorsunuz. Uygur halkının yaşadıklarını değiştiremiyor olabiliriz, ama bu gerçeği görmezden gelmemek, anlatmak, paylaşmak ve bilinçli bir tüketici olarak duruş göstermek elimizde.
Keyifli değil, sarsıcı bir okuma olması dileğiyle.