Stefan Zweig anlatımıyla tam olarak anda tutuyor beni. Şu an kitabın ilk iki hikayesini okudum. Sahaf Mendel-Kadın ve Doğa. Bir Kadının Yirmi Dört Saatini okumak için can atıyorum. Bana Sahaf Mendel'in anımsattığı Satranç ustalığını 6 ay hapishanede kazanmış Dr. B oldu. Satrançta geçen bir alıntıyla anlatayım bunu;
Sayfa kaçtı hatırlamıyorum. 'Sabit fikirli, kafasını tek bir düşünceye takmış her türlü insan, yaşamım boyunca beni çekmişti, çünkü bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur. İşte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar özel yapıları içinde karınca gibi dünyanın tuhaf ve eşi benzeri olmayan bir maketini kurarlar…….ve sayfa 41…. kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğinii ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta. Yapacak, duyacak, görecek hiçbir şey yoktu, her yerde ve sürekli hiçlikle çevriliydi insan, boyuttan ve zamandan tümüyle yoksun boşlukla, bir aşağı bir yukarı yürürdü insan, düşünceleri de onunla birlikte bir aşağı bir yukarı bir aşağı bir yukarı yürüyüp dururdu.
"Geçtiğimiz yollarda kalan son ayak izlerimiz, topuğumuzun yerden kalkmasıyla beraber rüzgarla süpürülüp gidecek olduktan sonra yaşamanın ne anlami vardı? Otuz seneden fazla bir zaman, bir adam, şu birkaç metrekare genişliğindeki yerde nefes almış, okumus, düşünmüş, konuşmuştu; sonra yeni bir "firavun" yönetimi başlamış ve üç dört senelik bir süre "Yusuf"un unutulmasına yetmişti. Gluck kahvehanesinde Jakob Mendel'in adı bile unutulmuştu!'
Kitabın en sevdiğim sayfası şu şekilde:
Fakat bu garip adam, kitapların dışında her seyden habersizdi. Yaşamla ilgili olaylar, ancak basılı harfler sekline girip bir kitap sayfası üstünde birleşerek sak landıkları andan itibaren onun açısından kesinlik kaza