Bunun üstüne karşımda beni süzüp duran lanet duvara gittim, işaretparmağımı pürüzlü yüzeyine sertçe sürtmeye başladım. O kadar sürttüm ki parmağımın ucundaki deri inceldi, inceldi, sonra koptu ve kanamaya başladı. O kanla gri duvara kocaman bir OLGA yazdım. İçime sonsuz bir ferahlık yayıldı, canımın yanmasi, parmağımın feci sızlaması daha da çok hoşuma gitmeye başladı. Hiç olmazsa insan olduğumu hatırlatıyordu. Şimdi sedirde oturduğumda sürekli Olga yazısım görerek onu gözümde canlandırmayı başarıyordum. Hem de o duvarı yenmiştim. Olga adının altında ezil mişti. Sadece basit, pis, kaba, aşağılık bir duvardı artık, yüzüme bile bakamıyordu.