İmam Gazâlî / Duâlar ve Zikirler.
Kitabu'l-Ezkâri Ve'd-Deavât.
Kuba Yayınevi, Gazali Kitaplığı adı altında İmam Gazali'nin eserlerini yayınlamaktadır. Bunlardan birisi de dualar ve zikirler kitabıdır. Kitap beş bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölüm Ayet, Hadis ve Alimlerin Sözlerinde Zikrin Fazileti ve Faydası, ikinci bölüm Duanın Fazileti, Adabı, Hz. Peygamberden Varid Olan Duaların, İstiğfarın ve Peygambere Salavat Getirmenin Fazileti, üçüncü bölüm Sabah, Akşam ve Her Namazın Ardından Okunması Müstehap Olup, Belirli Kişilere ve Sebeplere Atfedilerek Varid Olan Dualar, dördüncü bölüm Resulullah ve Ashabından Senetleri Zikredilmeksizin Varid Olan Dualar, beşinci bölüm Bazı Önemli Olaylar Sırasında Varid Olan Dualar, başlığı taşımaktadır. Bir müslümana günlük hayatta lazım olabilecek dualar, duaların nasıl yapılması gerektiği ve bu duaların nakilcileri hakkında bilgiler vermektedir.
Yayınevinin müterciminden kaynaklandığını düşündüğüm bazı tercüme hataları dışında, her Müslümanın evinde olması gereken bir eserdir.
#Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Merhabalar, kitaptan tam keyif alabilmek için hem klasik müzik tarihine (bestecilerin dönemlerine, tarzlarına) hem de müzik teorisine (kontrpuan, senfoni yapısı vb.) belirli bir düzeyde aşina olmak gerekir. Aksi takdirde cennetteki diyaloglar sadece "isim bombardımanı" gibi gelebilir. Demem o ki kitabın içindeki terimler biraz anlamsız gelebilir (tamam birazdan fazla anlamsız gelebilir.) Fakat kitap bittikten sonra bir çok klasik müzik sanatçısının gönül işlerine kadar bilgi sahibi oluyorsunuz.
Kitap, klasik bir biyografi ya da alışılagelmiş bir roman değil; adeta edebi bir kolaj ve deneysel bir performanstır. 1991 yılında, Mozart’ın 200. ölüm yıldönümü anısına kaleme alınan kitap, Burgess’in sadece bir edebiyatçı değil, aynı zamanda hayatının büyük bölümünü besteler yaparak geçirmiş sıkı bir müzisyen olduğunu en net gösteren yapıtlarından biridir.
Kitabın Türkçe ismindeki "Deyyuslar" vurgusu boşa değildir. Burgess, Mozart gibi saf bir dehanın, dönemin "soylu, burjuva ve dalkavuk" tabakası tarafından nasıl sömürüldüğünü, anlaşılamadığını ve sefalete itildiğini sert bir ironiyle eleştirir.
Kitaptaki en güçlü temalardan biri, müziğin varoluşsal amacıdır. Burgess, Mozart’ın ağzından sanatı sadece elitlerin hayatını süsleyen bir "duvar kağıdı" veya bir "oyuncak" olarak görenlere adeta meydan okur. Salieri üzerinden ise "Neden bu kusursuz yetenek benim gibi disiplinli birine değil de, ahlaken çocuksu ve fevri olan Mozart’a verildi?" sorusuyla ilahi adaleti ve dehanın doğasını sorgular.
Özetle; Mozart ve Deyyuslar, Anthony Burgess'in Mozart'ın dehası önünde saygıyla eğilirken, bir yandan da onun etrafındaki yozlaşmış dünyaya, hatta müziği felsefi olarak tam kavrayamayan modern insana orta parmak çıkardığı, edebi olarak deneysel, zihnen hafifletici ama felsefi olarak ağır
Kitaplığımda çok uzun zamandır okunmayı bekleyen, daha önce iki kere başlayıp yarım bıraktığım, konusunu bile hatırlamadığım ve belki yaşımdan kaynaklı hoşuma gitmemiştir diyip son bir kez şans vermek için elime aldığım kitap tam bir hayal kırıklığıydı. Bitirmeye tahammül edemediğim nadir kitaplardan oldu. Genelde kendimi zorlarım ama konusu inanılmaz klişe, karakterleri oldukça sığ, düşünce tarzları rahatsız edici ve kocaman puntoları olmasına rağmen hiç akmayan bir kitaptı. 125.sayfaya kadar dayanabildim ve maalesef bunu kendimi daha fazla yapmak istemediğim için yarım bıraktım. Tavsiye etmiyorum okunacak çok çok daha güzel klişe romantik dramatik kitaplar var.
Sevgili okur arkadaşlar, eğer çok hızlı akan bir hikâye arıyorsanız, bu kitap o kitap değil. Okurken çoğu yerde durağan, hatta tekrarlı gelebilir. Ama bu bilinçli bir tercih. Çünkü yazar, okurun da Drogo gibi zamanın içinde sıkışmasını istiyor. Kitap hızlı aksaydı, anlatmak istediğini bu kadar güçlü anlatamazdı.
Romanın başlarında ortada büyük bir olay yokmuş gibi görünür. Ne büyük savaşlar vardır ne de peş peşe yaşanan felaketler. Bu yüzden ilk sayfalarda Tatar Çölü’nün bir asker romanı olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa sayfalar ilerledikçe bunun bir asker romanından çok daha başka bir yere gittiğini fark ediyorsunuz.
Kitap boyunca Tanrı bakışıyla Drogo’nun hayatını izliyoruz. Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü Drogo’nun hayatına dışarıdan bakarken bir noktadan sonra kendi hayatımıza bakmaya başlıyoruz.
Belki senin de hayatında büyük trajediler yoktur. Büyük savaşlar, büyük felaketler yaşamıyorsundur. Hatta hayatına yukarıdan bakan biri, çoğu günü birbirine benzeyen sıradan bir hayat gördüğünü düşünebilir. Benim hayatıma baksa da farklı bir manzarayla karşılaşmayacaktır.
Ama insan hayatının en sıradan felaketi tam da burada saklıdır.
Bir gün yaşayacağım mı diyorsun?
Bir gün başlayacağım mı?
Bir gün döneceğim mi?
Bir gün sıra bana gelecek mi?
Peki o bir gün ne zaman gelecek?
Hayatın hangi kalesinde nöbet tutuyorsun? Hangi savaşın geleceğine inanıp yıllarını harcıyorsun? Gerçekten beklediğin şey gelecek mi, yoksa beklemek hayatının kendisine mi dönüştü?
Yaşıyorum derken yavaş yavaş ölüyor olabilir misin? Alışkanlıklarının güvenli duvarları arasında yıllardır aynı yerde dönüp duruyor olabilir misin? Heyecanlardan, risklerden, değişim ihtimalinden kaçıyor olabilir misin?
Bu soruların herhangi birine içinden bile olsa “evet” dediysen, Tatar Çölü sana bir
Merhabalar
Bugün sizlere #memduhşevketesendal kaleminden #ayaşlıvekiracıları eseri ile geldim..
Kitap Ankara’da bilinmeyen bir semtte dokuz odalı bir apartman dairesinde yaşayanların başından geçen trajikomik olayları anlatmaktadır. Romanda anlatıcı olan kişi Anadolu’da bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş bir bankada memur olarak çalışan 20 ila 30 yaşları arasında genç birinin gözünden anlatılmaktadır. Kitabın ismi de Ayaşlı İbrahim adındaki bir tarafından her bir oda ayrı bir kiracıya kiralanmakta mutfak, tuvalet, banyo ortak kullanım şeklinde kullanılmaktadır. Ev sahibi de odanın birinde ikamet ediyor kiracıların temizlik işlerine yardımcı olarak genelde hizmetçiler bulunmakta. İşin ilginç olanı evlisi, bekara genci yaşlısı, okunuşu cahili aynı çatı altında yeri geldiğinde aynı sofra etrafında buluşuyor. Bana göre yazar cumhuriyetin ilk sancılı yıllarına toplumsal olarak nasıl etkilere sahip olduğuna göstermek için adeta küçük bir numunesini alıp onun üzerinde sentezler yapıyor gibi geldi.
Yazardan ilk defa okuma yaptım sade ve anlaşılır bir dili var. Ayrıca karakterlerin fiziksel özelliklerini öyle tasvir ediyor ki sanki o karakter karşınızdaymış gibi hissediyorsunuz. Kitabın konusu bana toplumdaki yozlaşmanın, karakter aşınmasına günümüzde olduğu gibi her dönem tekrar hatırlattı. Bunun yanında kadın erkek cinsiyet rollerinin dönem tam da oturmadığına kadınların hem iş hayatına atılır hem de aile içinde rollerinin devam etmesi alışılmış kadın figürünün dışına çıkmanın sancılarını yaşayan kadınların tereddütlerini fark ettim. Kitap sıkıcı değildi ama çok da sürükleyici ve karakterlerle bir bağ kuramadığımı fark ettim. Yine de tarihin farklı dönem ait okumalar yapmayı seviyorum o dönemdeki insanların hayata bakış açılarını görmek için faydalı
Görünüş ile gerçek: "İnsanlar seni alkışlarken aslında seninle değil, kendi çıkarlarıyla alkışlarlar."
(Ivan İlyiç'in geçici popülaritesinin ne kadar sahte olduğunu gösterir.)
Tatsız Bir OlayFyodor Dostoyevski · Kızıl Panda Yayınları · 20236,6bin okunma