✹ Paran Kaybolursa üzülme. De ki; Allah’ım ! Hangi Harâma Kefâretse Sen O Harâmdan Beni Temizle. ✹ Ayağın Taşa Değse suçu dışarda arama.De ki; Allah’ım ! Hangi Günâhıma Kefâretse, Sen O Günâhımı Affet. ✹ Bir Namazın Kaçarsa kimseyi suçlama.De ki; Allah’ım ! Beni Sana Yaklaşmaktan Alıkoyan Günâhımı Affet. ✹ Hastalık Kapını Çalarsa neden ben deme. De ki; Allah’ım ! Bu Hastalıktan Murâd Ettiğin Hayra Beni Ulaştır... Allah’ım !Beni Sana Bilinçli Bir Kul, Hayırlı Bir Zâkir, Cennetlik Bir Beşer Eyle. Allahümme Âmin....
Şüphesiz bilmiş ol ki, zâtından ve sıfatlarının hususiyetlerinden ölümle bir şey gitmiyor. Fakat, beyin ve azalar vasıtası ile çalışan his, hareket ve hayâl; ölünce kalmaz. İnsan, buradan gittiği gibi orada yalnız kalır. Bilmiş olunuz ki, at ölür, üstündeki süvari dokumacı ise, âlim olmaz ama gözleri kapalı ise, gözlerini açar. Yaya yürür. Beden, at gibi bir binek hayvanıdır, sen de süvarisin...ن Kimyai Saadet İmam Gazali k.s
Din İslam
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Allah'ım... İyi niyetimle sınandığım yerde kalbimi karartma. Görülmeyen sabrımı, bilinmeyen iyiliğimi sen bilirsin. Ben yolumu sana teslim ettim, nasibimi aceleye değil hikmetine bıraktım. İyiliğimin karşılığını kullardan değil, adaletinden ve rahmetinden istiyorum. Beni iyi niyetimle utandırma. Âmin."
"Sen var olduğun sürece etrafımdakiler sadece, etrafımdakiler işte anlasana."
Okuduğum herhangi bir kitabın herhangi bir sayfasını açıp herhangi bir kelimesini seçip sabah edebilirim kendimle. De ne diyeceğini biliyorum. Vapur dumanı çiçekleri bitiyor cıvıltıların bodrumunda. Anılarım mı yanıyor, hafızam alesta. Çift dikiş yaralar, her biri kalasta. Hızarla geliyor bir ben -mi o- epey uzakta. Korkumun filmini çeken etrafin sesinin yanında huzur veriyor. Festivalde gibiyim. Sanrıları kemiriyor çınar yaprakları. Tanrılar fırlıyor topraktan. Sokak lambalarının rengi neden kırmızı? Eksildiğim yetmez mi? Geldik diye uyandırsan beni olmaz mı? Denizi koysan önüme, çivilemesine atlasam. O değil de bak buraya rüzgar eşeledim, büyüyünce hortum olacak. Nasılını sorma. İki ters bir düz, beş gece dört güz geçiyor seçerek örüyorum ödediklerimi. Kendimi kendime ödüyorum. "Derdin ne?" Cevabını bulunca size geri dönüş yapacağız. Gökte bir kitap uçarsa bil ki benim, ele ele tutuşmuş harfler gözle görünür biçimde saçlarına dolaşıyorsa bil ki benim... "Saçım yok belki kelim. Kafam olduğunu nereden çıkardın en baştan." Ya varsayıyorum, bozma. Afacan ve zıpır, hayta ve dadaisttin kim?ini bilmediğm... Ne yalan söyleyeyim, özlemiyorum. =) Ölgün olgunluklar için önceki sayfaları çevirin. Mukaddimeyi okumaya lüzum yok, son kelimede özetleyeceğim her şeyi. Tahammül ununutmamışken... Mutluluğun telaşı. Bugün konuşurken ünlediğim tamlama. "Ne kadar uzak bir kasabada"yı bırak, farklı kıtada. Uyuyan bedende bağıran rüya, uyuyandan bağımsız bir varlık olmaya ayıklıyor kendini. Çok karışığım biliyor musun? Çözülürse(m) dahası sığmaz kazanlara. Ürkmeden sığınacağım, yalın, duru bir şey düşlüyorum. Bu bir insan ya da çatı değil kesinlikle. Ben biliyorum ama kondum göçeceğim. Lens mi taksam. Gözlüğümün camlarından cümleler geçiyor. Çıkardığım zaman uzağı göremiyorum. "Önünden ye
"Ey seher rüzgarı! Bize haber ver; sen geçtiğin yolda, o alev alev yanan, o ateş dolu, o sevda dolu gönlü gördün mü? O gönül, yüzlerce yalçın kayaları, graniti ateşiyle yaktı, eritti."
Tasavvuf