Artık her şey için çok geç..
Senin için fedakarlık yapan birini düşün şimdi. Düşündün değil mi? Peki bir de onu elinin tersiyle ittiğini de hatırla şimdi. Bunu da hatırladın değil mi? Bunları tekrar tekrar okumakta da özgürsün. Vermiş olduğun kararlar da bilakis özgürsün. Sana çiçek bahçesi sunmaya ve ışığını seninle paylaşmaya cesareti vardı. Sen de yoksun olan bu duygu, gün gelecek yüzüne tokat gibi çarpacak. Aklın başına, kalbin de hüznüne sığamadığında bu satırları hatırla. Sen kendine dahi geç kaldın.. ❦Kalbe düşen ay ışığının kaleminden.. 🪶🌿
Duygu ve Düşünce
İSTASYON ​İstasyonda seni arar oldu gözlerim, Hafızam geçmişin gölgesiyle oynadı. Yamacımdan geçen her yabancı, Senin sesinle fısıldadı usulca kulağıma: “Kavga edişlerini bile özledin değil mi?” ​İçinden geldiği gibi, Kuralları hiçe sayan bir çocuk gibi; İlk trenle yanına gelesim var şimdi. ​Özlemişim… Keskin bir rüzgar gibi delip geçti içimi. Peki ya sen… Sen de böyle yoruldun mu özlemekten beni?
Şiir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İllüzyon çağında kuklacılık ve kuklalar...
Bir düşünürün söyle bir sözü kalmış hatırımda, mealen diyordu ki:"...eski zamanlarda kuklacı da kukla da, kuklanın ipi de görünürdü seyirciye...", peki ya şimdi, kukla ortada ipi de görünmüyor kuklacı da...hatta kukla kendini öylesine kaptırmış ki, kukla olduğunu unutmuş giydirme şahsiyet kazanmış gibi...seyreden ise hiç birinin farkında değil !... Bu tespit ile giriş yaptık mevzuya, tam olarak içinde yaşadığımız "illüzyon çağının" ve modern insanın varoluşsal trajedisinin kalbine dokunuyoruz bu yazıda. Bahse konu sözün ruhundan ilham alarak, bu derin fikri ve ardındaki manzarayı şu şekilde devam ettirelim: Görünmez İplerin Çağı: Şahsiyet Sanrısı Eski zamanlarda seyirci, izlediği şeyin bir kurmaca olduğunu bilirdi. Kuklacı perdenin arkasındaydı, ipler bazen ışıkta parlardı; sahne ile hakikat arasında estetik bir mesafe vardı. Seyirci oyunu izler, hissesini alır ve evine dönerdi. Kukla da kukla olduğunu bilirdi, çünkü varlığı ancak o görünür iplerin gerilmesiyle can bulurdu. Ya şimdi? İpler o kadar inceldi, o kadar şeffaflaştı ki; artık onları görmek için göz değil, çok derin bir basiret ve şuur gerekiyor. Kuklacı sahnede değil, kuliste değil; bizzat kuklanın zihninin iç çeperlerine gizlenmiş durumda. Algoritmalarla, dayatılan modern paradigmalarla, konfor alanlarıyla ve sahte başarı illüzyonlarıyla örülmüş bu görünmez ipler, kuklaya yukarıdan aşağıya değil; içeriden dışarıya doğru hareket yaptırıyor. Kuklanın Trajedisi: "Giydirme Şahsiyet" En tehlikeli esaret, esir olduğunu bilmeyenlerin esaretidir. Bugünün insanı (modern kukla), kendisine sunulan hazır şablonları, düşünce kalıplarını, beğenileri ve hatta isyanları bile kendi hür iradesiyle seçtiğini zannediyor. Üzerine geçirilen kimliği, o "giydirme şahsiyeti" o kadar çok benimsiyor ki; aynaya baktığında bir
Roj baş kezebamınn
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı? Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı. Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum, Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı. Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi. Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı. Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut. Bülbülün küllerine konan puhum da yandı. Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile. Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı. Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım, Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı. Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme. Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı. Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme. Ülkem yıkıldı heyhat! Ordugâhım da yandı. Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin, Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı. İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı. Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı. O'ndan başka ne varsa yandı, Yandık sen ve ben. O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.
Alıntı
"Sabahın karşısında konuşmak ne zor! İncecik kül gibi kalıyorsun, Dağ susmaya giden yolu biliyor Sen bilmiyorsun. Taş yarılıyor bir çiçek için yol veriyor Kısacık konuşuyor çiçek: 'Dünya' diyor." Birhan Keskin
Sen Allah’a imanı seçtiğin an, evrendeki her şey seni başka bir gözle görmeye başlar. Artık sıradan bir nefes alıp vermiyorsundur; kâinatın göğsünde O Ebedî Sevgili'nin aşkıyla atan kadim bir kalp, sevgiyle yaşayan kadim bir sır olursun. ​Zamanın ötesinden, ezelin şahitliğinden gelmiş gibi... Başlangıçtan beri var olan bir mucize, mutlak aşktan süzülen bir güzellik, bir tecelli aynasısın artık. O Ebedî Sevgili'nin nazarında, eşyanın hakikatine açılan bir kapısın. ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap