"Valla," dedi Mr Dashvvood, "son derece haklısın. Babam benden senin söylediklerinden daha fazlasını istemiş olamaz. Şimdi daha iyi anlıyorum; onlara olan taahhüdümü dediğin gibi yardım ederek, yol göstererek yerine getiririm. Annem başka bir eve taşındığı zaman onu yerleştirmek için elimden gelen desteği veririm. Ufak bir mobilya hediyesi de o zaman makul karşılanabilir."
"Elbette," diye karşılık verdi Mrs John Dashvvood. "Ama yine de bir şeyi hatırda tutmak lazım. Babanla annen Norland'a taşındıkları zaman Stanhill'in mobilyası satıldıysa da bütün porselenler, gümüşler, yatak takımları muhafaza edildi ve şimdi annene kaldı. Demek ki evine taşındığı zaman herşeyi tamam olacak."
"Bunu mutlaka hatırda tutmak lazım. Gerçekten değerli bir miras! Hatta gümüşlerin bir kısmı bizim kendi takımımıza hoş bir ilave olurdu."
"Evet ya; kahvaltılık porselen takımı bu evinkinden iki kat güzel. Ayrıca, onların tutabileceği türden bir ev için de fazla güzel, derim. Ama ne yapalım. Baban sadece onları düşünmüş. Şunu da ilave etmem lazım: babana hiçbir minnet borcun yok, ricalarına karşı hiçbir yükümlülüğün yok, çünkü malum, elinden gelse dünyadaki herşeyi onlara bırakırdı."
Bir sen, bir ben, sevgilim, bir de bu bahar...
N'eyleyim sen güzelsin, bende gençlik var.
Ölüm gibi mukadder bir yol ki bu aşk,
Ucu tâ Leyla ile Mecnun'a çıkar...
Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, mü'minler de.
Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.
"Allah'ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız, işittik, itaat ettik.
Ey Rabbimiz affına sığındık! Dönüş sanadır" dediler. (285)
Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı (hayır) kendine, yapacağı (şer) de kendinedir. Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma.
Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet!
Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kafir topluluğuna karşı bize yardım et! (286)
Öfke güzeldir, insanın yüreğini temizler.
Ama sen gene de öfkelenmeyeceksin, öfkelenmek Allahın hakkıdır, çünkü o her şeye kadirdir. Biz neyimize öfkeleneceğiz ki, biz insanız. Daha bir kertenkele gibi sürünüyoruz. En küçük bir başkaldırmayı bile öğrenemedik.
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım.
Sen dosdoğru emrolunduğun gibi hareket et. Beraberindeki tevbe edenler de. Aşırı gitmeyin çünkü O, yaptıklarınızı görür.(Hud 112)
İstikametten sonra gelen emir kusur ve eksikten uzaklaşmak ile ilgili değil haddi aşıp tecavüzle ilgili bir emirdir. Zira dosdoğru yürümek emri ve bununla birlikte şart olan vicdan uyanıklığı ve takva bazı kere olur ki, dini kolaylıktan zorluğa götüren bir haddi tecavüz ve aşırılıkla son bulur. Halbuki Allah dinini gönderdiği gibi yapılmasını emretmektedir. Hiç bir ifrata ve tefrite dalmadan dosdoğru emrolunan şe- kilde hareket edilmesini istemektedir. İfrat ve aşırılık ta tefrit ve eksiklik gibi bu dini ana mihrakınden çıkarır. Tabiatını değiştirir. İnsanları dosdoğru tutmak gerek ihmalkarlığa gerekse aşırılığa sürüklememek için çok önemli bir dokunuştur bu.