Güneş’in bir arkadaşlarıyla buluşacağı ikindi kahvaltısına gelmemesiyle başlayan kitap dört bölümden oluşmakta ve her biri Güneş’in gelmediği bu ikindi kahvaltısıyla başlamaktadır. Güneş ile başlayan ve yine Güneş ile biten bu roman sadece Güneş’in yaşadıkları değil; Kore savaşı’na, 99 depremine, aşklara, define avcılığına kadar uzanan vb. konularla bütünleşmiş hayatlarla karşılaşıyoruz hatta bir çok farklı şehire yolculuk ediyoruz.
Romanda o kadar çok karakter var ki;Güneş’in babası Turan Bey, annesi, kardeşi Deniz, Korhan, Fevziye, Nuriye, Şükriye, Şükran, İpek, Şelhum Asteğmen, Bahtışen, Bilge, Fikret Hoca ( Bilge’nin sayısı), Bilge’nin annesi, Bilge’nin babası, Rehber Koço ( ki bunlar benim kitabın bitiminde hatırlayabildiklerim)… Güneş’in gelmediği o ikindi kahvaltısından geri dönüşlerle, zaman atlamalarıyla bir çok farklı karakterlere ve o karakterlerin farklı hayat hikayelerine doğru ilerliyor; bu hayatların birbiriyle birleşmesindeki, karakterlerin yollarının kesişmesindeki kurmaca o kadar doğal anlatılmış ki hayran kalıyorsunuz. Karakterlerin yaşamlarının da anlatılmasına istinaden birbirinden bağımsız bir çok öykü okumak gibi ve bir noktada her bir öykü birbiriyle öyle bir birleşiyor ki yaratıcı olay örgüsüyle, yazarın zekasıyla yazım/yaratım gücünü takdir ediyorsunuz.
Okuyacak olanlara naçizane tek tavsiyem, kitapta fazla karakter, olay ve yer olmasından ötürü kitabı geniş geniş değil, hızlı bir okumayla gerçekleştirmeli ki ( en fazla iki gün :) ) olaylardan, karakterlerden kopmadan anlamlı bir okuma olsun. Çünkü vakit geçtikçe karakterler karışabilir, karakterler arası tesadüfi ama bir o kadar da doğal birleşmeler ve bağlantılar anlamsız kalabilir.