“Işığın parıltılarında yararlanabilmem için, bizatihi çevremin karanlıklar içerisinde olma zorunluluğu beni ürkütüyor. Çevrem, bana aydınlık gelseydi, ışığın parıltısını bir lütuf olarak göremezdim. Çünkü dışarıdan süzülen huzmeler, benim, o mini mini huzmelerin kaynağıyla, yani ışıkla temasa geçmeme mâni olurdu. Demek ki ışığı görebilmem için karanlığa muhtacım.”
“Korkuyorum; zira kaybedeceğim. Kaybettiğim için değil, kaybedeceğim için korkuyorum. Kaybetseydim üzülürdüm. Oysa kaybetmedim ve fakat eninde sonunda kaybedeceğim.”
İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir.Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez.Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır. Sana, senin sözlerini tekrarlayarak veda ediyorum: “Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!”
“Her şeyin ters gittiği, her şeyin kötü olduğu bu dünya batsındı.Gönlüne göre, yaptığı işe göre, lâyık olduğu hayata göre değildi bu dünya.Yok olsundu öyleyse!”