Bildiğim tek yanıt, senin milyonda bir rastlanan ender kuşlardan olduğun Jonathan. Yola çıkanlarımızın çoğu çok yavaştı. Nereden geldiğimizi hemen unutup nereye gittiğimizi merak bile etmeden günbirlik yaşayarak çoğu kez birbirinin aynısı olan şeyi yaptık; bir dünyadan gelip diğerine gittik. Yemekten, birbirimizle mücadele etmekten, sürüye gücümüzü kanıtlamaya çalışmaktan daha başka yaşama nedenleri olduğunu öğrenmek için kaç yaşamdan geçmek zorunda kaldık, bir fikrin var mı Jonathan? Binlerce Jon, on binlerce! Ardından mükemmellik diye bir şeyin varlığını fark edene kadar yüz binlerce daha... Yaşama amacımızın mükemmeli bulma ve onu açığa çıkarma olduğunu anlamak için diğer yüzlercesi daha yaşandı. Şimdi de aynı kural geçerli, tabii ki diğer dünyayı bir öncesinde öğrendiklerimizle kurarız. Fakat hiçbir şey öğrenilmemişse, sonraki yaşam öncesinin aynısı olacaktır; aynı sınırlar ve kazanmak için yüklenilen aynı sıkıntılar...
Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.
Ben yaşamı daha önce hiç bu denli arzuyla yaşamamıştım-bundan eminim- ve şimdi biliyorum ki, kendiyle ilgili durumlar karşısında kayıtsızlaşan herkes (tek çare olarak) bir suç işleyecektir.
Üstün veya aşağı olma meselesi sadece aynı tür eşya için söz konusu olabilir. Kadınlar ne daha uzun ne de daha kısadır, onlar basit bir ifadeyle erkeklerden farklıdır ve aralarında bir kıyaslama yapmak ile kim uzun kim kısadır sorusu da devre dışı kalmaktadır. Kalp mi akciğer mi önemlidir sorusu abestir. Bu organların her biri kendi fonksiyonunda vazgeçilmezdir ve asıl onların farklılığı , aralarındaki ilişkilerde onlara ayrı ayrı değer vermektedir.
Ahiret inancında hareketle güzel bir ahlak tanımı yapar Aliya: Ahlak, çıkarlarımız gereği değil görevlerimiz gereği eylemde bulunmaktır, eğer bir kimse bu hayatın dışında ve ötesinde başka bir hayat olduğuna inanmıyorsa neden çıkarlarına aykırı davransın? İyilik fikri sadece mantık yoluyla açıklanamaz. Çünkü iyilik etmenin her zaman karşılığı olmaz. Eğer öyle olsaydı benciller, işe yaramaz kimseler bunun için koşuşur birer fazilet timsali olurlardı. Kendilerine hayranlık duyduğumuz kimseleri düşünün -bunlar gerçek insanlar olabilir edebi kahramanlar olabilir- bunların hepsi , Sokrat, Antigone, İsa vb. acı çekmiş insanlardır. Yani eğer yalnız bu yaşadığımızdan başka hayat yoksa, Tanrı diye bir şey yoksa bu insanlar kahraman değil yalnızca kaybetmeye mahkum kimselerdir, yaptıkları fedakarlıklarınsa hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.