sena

sena
@senabayram
Bennnnn venez chez moi, j'ai des bouquins formidables!!!!!
4/10
·128 syf.··
2020 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2020 18:39
Murat Yalçın’ın Dayı Parçası kitabı 2020 yılında yayınlanmış. Kitap 39 kısa hikayeden oluşuyor lakin bu hikayeler, bütün bir romanın alıntılarıymış hissi veriyor okuyucuya. Karakterimiz, dayısının hastaneye yatışından ölümüne kadar yaşadığı süreci biraz sarkastik biraz da hüzünlü şekilde bizlere anlatıyor. Bu olaylar dizisini anlatırken sisteme karşı bazı eleştiriler yapmaktan da çekinmiyor. Örneğin dayısının yattığı hastanedeki koşullar, sağlık sektörü ve toplum hakkındaki düşüncelerini söylerken anlatmak istediği alt metni kolayca anlayabiliyoruz. Kitap dayı ve yeğen figürleri üzerinde yoğunlaşmış. Ama tipik bir dayı-yeğen ilişkisinden bahsedilmiyor, anladığımız kadarıyla karakterimizin ailesiyle arası çok iyi değil bu sebeple dayısını babası yerine koymuş, aralarında farklı bir bağ var. Doğal olarak dayısının yaşadığı sağlık sorunları onu derinden etkiliyor. Karakterin yaşadığı duygular, başarılı bir şekilde okuyucuya hissettirilmiş. Kitabı büyük beklentilerle açtım, maalesef ki bu beklentilerimin karşılığını alamadım. Kısa bir eser olmasına rağmen bir solukta bitirilecek kadar akıcı bir dile sahip değil. Okuyucuyu bazı kısımlarında tıkıyor ve yoruyor. Yazarın üslubunu çok beğendiğimi söyleyemem. Bazı cümlelerinin zorlama ve doğallıktan uzak olduğunu düşünüyorum. Buna karşın; yaptığı betimlemeler, özellikle hastane betimlemeleri hoşuma gitti. Bu sayede okurken ortamı ve mekanı kafamda kolayca canlandırabildim. Karşılaştığı hemşireler ve sağlık çalışanlarına karşı yaptığı benzetmeleri doğru ve yerinde buldum. Günlük hayatta sağlık sektöründe karşılaştığımız küçük ayrıntılara değinmesi hoş olmuş. En çok ilgimi çeken kısım ise, İki Uyku, Bir Kuyu” bölümü oldu. Bu bölümde Kaptan, İmam ve karakterimiz arasında geçen diyaloglar bir hayli ilginçti. Kesintisiz okuduğum tek
Dayı ParçasıMurat Yalçın (Editör) · Can Yayınları · 202058 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ataerkillik ve 80'ler
8/10
·183 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2020 21:29
Daha önce çevirilerini duyduğum Yiğit Bener’in romanı “Acı Portakal” 2019 yılında yayınlanmış. Kitap iki farklı eksende geçiyor. Asıl olay otuz yıl önce Amsterdam’da devrimci militanların eğitim gördüğü bir merkezde gerçekleşirken, diğer bölümlerde ise bu merkezde yaşanan olayların bir baba ve kızı arasında tartışıldığını görüyoruz. Kitaptaki ana karakterimiz El Turco’nun, 12 Eylül darbesinden sonra Belçika’ya giden yazarımız Yiğit Bener olduğunu saptamak pek de zor olmuyor. Kitap günümüzdeki toplumsal cinsiyet rollerinden tutun, günlük hayatta şahit olduğumuz kapitalizm distopyasına dahi değiniyor. Yazarımız, bir grup militanın Amsterdam’a staja gitmelerini ve orada yaşadıklarını anlatırken her bir düşünceye farklı bir kapı aralıyor bana göre. Sosyalizm ve komünizm gibi siyasal öğretilere bakmak için farklı bir pencere de açıyor bize bu kitap. Asıl konu Amsterdam’da yaşanan bu devrimci hareketler ve yoldaşlar gibi görünse de, aslında kurgunun arkasında çok daha derin bir yere değiniyor Yiğit Bener. Erkek egemenliği, ataerkillik ve erkek iktidarı. Otuz yıl önceki Amsterdam’da da, günümüz Türkiyesi’nde de belki de değişmeyen sayılı şeylerden biri bu kavramlar. Kitabımız bize bu kavramların sadece belli bir kesime özel olmadığını, sosyalist/komünist etiketli devrimci sol örgütlerinde bile bunlarla hatta bu kavramların bir sonucu olan tecavüz ve taciz gibi olaylarla karşılaşabileceğimizi söylüyor. En çok hoşuma giden şeylerden biri ise; bunları, ataerkiyi erkek gözüyle sorgulayarak anlatmaya çalışıyor. Karakterimizin içinde yaşadığı çatışmaları ve geriye dönük pişmanlıklarını çok rahat gözlemleyebiliyor ve farklı bir çerçeveden bakabiliyoruz. Sadece cinsiyetçiliğe değil dönemin homofobisine de değiniyor, Acı Portakal. Kitap; bu konular hakkında hem enternasyonal
Acı PortakalYiğit Bener · Can Yayınları · 2019156 okunma
Agatha’nın Anahtarı | 8/10
8/10
·148 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ağustos 2020 11:09
Bir podcastte Ahmet Ümit’in konuşmasından Nevzat Komiser’den Agatha’nın Poirot’unu yaratmaya çalıştığını anlamıştım. Nitekim başarılı olmuş diyebiliriz. Bu kitap da 15 tane Nevzat ve yardımcısı Ali hikayesinden oluşuyor. Akıcı ve sürükleyici, bir günde hızlıca bitecek bir kitap. Okuduğum ilk Nevzat Komiser kitabıydı lakin son olmayacağına eminim. Sırf Ali için bile okuyabilirim. Ümit’in yazıları zaten ülkedeki en iyi polisiyelerden. Severek okudum.
Agatha'nın AnahtarıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201914bin okunma
"Tanrı dünyayı 6 günde yarattı, 7. gün utandı."
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
Kalemini o kadar seviyorum ki bu kadının. Her şeyi tam da olması gerektiği gibi yazıyor. Yazdığı her şey gerçek, gerçek ve gerçek diye fısıldıyor. Bir podcastte "Karanlık değilim, sadece gerçekçiyim." demişti. Kendisine ait okuduğum her satırında benden, bizden, sevdiklerimden ve en önemlisi düşmanlarımdan bir şeyler buluyorum. Gergedan'a gelirsek, "Gergedan'dı" işte. Boynuzları vardı adeta kitabın; her sayfada ayrı çıktı kafesinden, geldi, ezdi beni ve benliğimi. Bu ülkenin Gergedan'ıyım ben dedi. Sonra bu Dünya'nın. Ne yalan söyleyeyim, yüzüme küfür edercesine ağır geldi bazı hikayeler. İlk defa görmediğim, duymadığım için tokat gibi çarptılar, o boynuzları geçirdiler bana. Bu kitap halkın kendisiydi. Hükümetti, baştaki "Deli idi". Bu kitap bencildi, vurdumduymazdı, susandı, mide bulandırıcıydı. Bu kitap bizdik, sizdiniz. Teşekkür ederim, Mine Söğüt. Bir kez daha beni kendine hayran, bu ülkeye düşman bıraktın.
GergedanMine Söğüt · Yapı Kredi Yayınları · 20193,479 okunma
Mahallede Kaybolma Diye | 4/10
4/10
·120 syf.··
2020 2. kitabı
“Mahallede kaybolma diye” adlı romana büyük bir heyecan ile başladım. Genelde dedektif ve gizem içeren romanları bayılarak okuyan ben, üzülerek söylüyorum ki kitabın sonunu zor getirdim. Yazarın kalemine hayran kaldığımı söyleyemem. İlginç bir konuyu çok daha farklı ve hoş bir dilde okuyucuya geçirebilecekken zor ve karışık bir dil kullanması bence yazarın en büyük eksiği. Anlatı şimdiki zaman ve geçmiş zamanda git gellerle sürekli değişmeye başlıyor ve yazarın başına gelen olayların hangi zamanda gerçekleştiğini anlamak biz okuyucular için zorlaşıyor. Rüya ve gerçek okuyucu için iç içe geçmeye başlıyor. Geçmişte çıktığı yolculuğu ve eski hatıraları çok kapalı ve karamsar anlatması da kitap hakkındaki eleştirilerimi olumsuz yönde etkiledi. Bir süre sonra işlerin gizemini kaybettiğini ve yavaş yavaş kitabın hissettirdiği heyecan duygusunun yok olduğunu anlıyorsunuz. Ayrıca anlatının çoğu kısmında belirsizlik ve durağanlık olduğunu hissettim. Bu olumsuz düşüncelerimden sonra diğer okuyucuların ne düşündüğünü merak ettim ve biraz araştırdım. Okuduklarımdan çıkardığım şu ki, Patrick Modiano soyutsal bir dil kullanıyor. Genellikle durum öykülerini kaleme alan Modiano’nun kalemiyle çok uyuşmadığımı anladım. Tüm bunlara rağmen kitabın özü ilgi çekici bir konuya dayanıyor. Kitap bir arayış hikayesi. Aslında insanın ne seçimler yapmış olursa olsun benlik arayışı içinde olan bir adamın hikayesi. Daha farklı bir tarzda kaleme alınsaydı yorumum çok daha farklı olabilirdi.
Mahallede Kaybolma DiyePatrick Modiano · Can Yayınları · 2022581 okunma