“Kimse yok. Ben varım, ben, bir de kendim.”
Baş karakterimiz, Holden Caulfield. 16 yaşında bir ergen. Bunalmış, isyankar, geçimsiz ve yaşına göre farkındalığı yüksek. Zengin bir aile çocuğu ancak aklınıza standart ‘zengin çocuğu’ tiplemeleri gelmesin. Holden bir tık farklı, üstelik farklı olduğunun da farkında!
Gittiği her okuldan bir şekilde uyum sağlayamayıp atılan Holden, kendi dünyasını kendi tarzıyla anlatmış. Yer yer argoyla karşımıza çıksa da Holden’ı tanımaya başlayınca rahatsız edici gelmiyor. Sürekli bir arayış içinde olan bu ergen arkadaşımız “İnsanlar hep yanlış şeyleri alkışlıyorlar.” diyerek farkındalığını dile getiriyor. Asıl aradığı şeyin ‘saf sevgi’ olduğuna inanmak istedim ben okurken. Çıkar gözetmeksizin, samimiyetle kurulmuş ilişkiler, gerçek duyguları olan ve bunu saklamayan insanlar aradı durdu Holden. Sonunda bulduğu şey içinse şunları söyledi:
“Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi kalmalarını sağlayabilseniz.”
Hakkında pek çok ideolojik eleştiri yazılmış olsa da ben bu kitabı psikolojik olarak ele alan taraftayım. Okurken daha çok 16 yaşında bir gencin iç dünyası, sorguları, tepkileri, anladıkları- anlamadıkları, istekleri ve istemedikleri ele alınmalı diye düşünüyorum. Anti-kahraman olarak karşımıza çıkan Holden’ın tavırları, iç dünyası ve bunu anlatış biçimi beni rahatsız etmedi ancak bu konuda da pek çok olumsuz yorumla karşılaşabilirsiniz. Okuyacaklara tavsiyem; Holden’a onun dünyasındakiler gibi yaklaşmamaya çalışın. Önyargıyı bir kenara bırakıp, samimi olun. O zaman zevk alacak, hatta eminim 16 yaşınızdan bir şeyler bulup Holden’a yoldaş olacaksınız.
Son olarak, “Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.”
Keyifli okumalar