derin gökten mi geldin,uçurumdan mı çıktın
ey güzellik? o kutsal, cehennemlik gözlerin
hem iyilik hem de suç dolduruyor kadehe
belki bu yüzden çarpıcı bir şarap gibisin
hoş kokular yayan fırtınalı bir akşamsın;
gözlerinde güneşin batışı, doğuşu var;
öpücüklerin iksir ve bir testidir ağzın
yiğidi alçaklaştırır, çocuğu yiğit kılar.
kara burgaçtan mı çıktın, yıldızlardan mı indin?
sapıtıp köpek olmuş kader eteklerinde,
hem yıkım hem kıvanç saçıyorsun bütün gün,
yöneten sensin; ve sensin kem söz etmeyen de
alay ettiğin ölüler üstünde yürüyorsun;
daha az mı çekici takılarından korku,
ve cinâyet sevdiğin süslerin arasında
mağrur göbeğinde sevdalı dans etmiyor mu?
su sineği, gözü kamaşmış, uçuyor sana,
cızırdayan mum diyor: takdis edin alevimi!
eğilmiş sevgiliye âşık, soluk soluğa
mezarını okşayan canlı cenaze gibi.
ha cenetten gelmişsin, ha cehennemden, boşver,
ey güzellik! korkunç ama kalbi temiz dev, sen
gözünle, gülüşünle, ayağınla bana n'olur
sonsuzun kapısını şöyle bir açabilsen!
“huzurum soluklandığım evim herşey paramparça. eğer bana evet dersen baştan aşağı mutluluk olurum.. bırakırım şairliği.. şairlik zaten mutsuz adam işi.. senden âlâ şiir mi var? senin yüzünden âlâ..”