Bir filmi izlediğimizde, bir kitabı bitirdiğimizde o yaşanan 5 dakikalık taze hislerin zevkini öldürmeden bunu yazmayı çok istedim. Bu bir inceleme değil bir iç döküştür. Bu kitabın bende çıkarttığı duygular ve hislerden ibaret.
İnsanın hayatında bazen küçük tılsımları vardır, görmesi gereken ışık için ona gelen bazı ipuçları.
Yıllar önce ''Bir Çift Yürek'' isimli kitapta yaşadığım bu duyguyu hayatımın şimdiki döneminde bu kitapta yaşadım. Adını duyduğum andan itibaren bana seslenen, beni kendine çeken bir kitap oldu. Biraz fantastik evet.
Çünkü bu dönemde ben Veronika'ydım. Hayatımda elle tutulur bir sorun yoktu,elle tutulamayan sorunlar beni ezip geçiyordu.
Benim tılsımım bahsedilen ''Ölüm Bilinci'' oldu. Benim bunu yaşamam için amansız bir kalp rahatsızlığına tutulmam gerekmiyordu .Her an her şey olabilirdi. Sadece gözümü açmam ve dendiği gibi ''önümde yaşayacak iki günüm kalmışsa bile,bence ne kadar ileri gidebileceğini bilmeden yaşama veda etmemeliyim.'' (syf.109)
Çünkü;
''Kimsede daha fazlası yok, şimdiki zaman ise her zaman kısadır.Tabii bazı insanlar, bir sürü şeyler biriktirdikleri ve geçmişleri ve daha bir sürü şey biriktirebilecekleri gelecekleri olduğuna inanırlar.''(syf.108)
Ben hep Mari'nin mektubundaki '' Taştan fışkıran bir pınar ol,suyu tutan bir kuyu olma.''(syf203) mottosunda yaşayan biri oldum. Hep taştım,bastırılsamda taştım,taşan suyumla neşe dağıttım. Hafif çatlak kabul edildim çoğu zaman,ama bu kitabı okumadan önce dahi bu kabul edilişin beni daha fazla özgür kıldığını biliyordum. İnsanların hayatlarına dokunmak,bir tılsım,bir neşe dağıtmak her zaman benim hayat amacım oldu.
Ama onlardan önce o kadar dışarıya taşmıştım ki,kendi kaynağımın kuruyup gittiğini fark edemedim. Kendi duygularımı hiçe sayarak,kendi duygularımı kurutarak görmeyerek ana