İnanacak başka ne kaldı ? Öyle olmak istiyordum.Öyle olmak için elimden geleni yapıyordum.Ama olamadım.Çünkü olamıyor insan...Bazı şeyleri unutamıyor.Unuttuğunu sansan bil, olmuşları olmamış sayıyorsun.Olanlar yüzünden değişmişsin,başka birisin artık.O değişiklik, o başkalık, silinip atılamıyor. Yaşamının... kişiliğinin bir parçası olarak kalıyorBir yerde belirliyor seni, biçimlendiriyor.
Bir yakazet anı içinde insanların ne kadar kendileriyle meşgul ne kadar hep kendilerini düşünen mahluklar olduklarına fikrini sevk etmekten kendisini men edemedi.
Her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlarda birbiri ardı sıra toprağa yatarak yok oluyor. Bu değişmez,genel bir kanun... Niçin endişe etmeli ? Şu dünyada erilen başka ne var ?
Hayat yalan...
Ölüm hakikat ...
Halbuki mühim olduğu kadar hazin de olan,konağın ölüm tarihiyle, kolosal bir medeniyetin ölüm tarihinin de aynı zamana tesadüf etmiş olmasıydı. Evet, İbrahim Efendi konağında rengiyle, şekliyle,kokusuyla o sayısız,o hesapsız çiçeklerden bir çiçek açmış olan İstanbul medeniyeti de, bu arada son nefesini vermiş ve tarihin hafızasına malolmuştu. İşte asıl zeval bulan, asıl inkıraz eden buydu. Eğer temeller kaymamış, kökler kurumamış olsaydı, gene aynı topraklarda daha nice İbrahim Efendi konakları yeşerir, boy atar,çiçeklenir ve içinde doğup büyüdüğü medeniyet dünyasına rengini, kokusunu, ihtişamını salmakta devam ederdi.