9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 45. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:36
Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün sizlere Nora Gülüm Erdinç'in kaleminden Andromedalı adlı 328 sayfalık kitabın yorumuyla geldim. Bizleri üç farklı zaman dilimi bekliyor. Bu farklı zaman diliminde bizlere eşlik edecek kadınlar: Psikolog Duru, Arkeolog Süreyya ve Rahibe Ameut... Farklı zaman diliminde yolculuk yaparken bizleri harika bir kurgu beklerken aynı zamanda gerçek olaylara dayanan durumlar da karşılayacak. Akıcı dili ile severek okutan bu eserde bizler ara sıra sorularla baş ederken bir sorgulamaya ve düşünmeye doğru yol alacağız. Birçok konuyu ele alan Andromedalı eserinde ilgilendiğim konulardan biri olan "astral seyahat" olunca tadına doyum olmuyor. Astral seyahat konulu film izledim ama kitap olarak ilk oldu diyebilirim. Tabii Mısır ve mitoloji ile ilgilenen atkadaşlarımız varsa kesinlikle bu esere şans vermeli. Benden söylemesi. Süreyya karakterimizin rüyası ile maceramız başlarken, Ameut ile devam eder. Sonrasında Duru karakterimiz ile kitap bambaşka bir boyuta geçiyor. Büyük bir araştırma ile bizleri farklı bir evren karşılıyor. Sizleri kurgusuyla içine çekecek, sayfaları büyük bir merakla çevireceğiniz, bilimkurgu türünde harika bir kitap bekliyor. Bu yolculuğa sende var mısın? . . . #Andromedalı #kitapcumhuriyetimileokuyoruz
AndromedalıNora Gülüm Erdinç · Aya Yayınevi · 202370 okunma
Bir Kadının Değil, Bir Sistemin İdamı
Puan vermedi·112 syf.·
2026 85. kitabı
Bu kitap bir hikâye değil. Bu, bir insanın sistematik şekilde parçalanışının kaydı. Sıfır Noktasındaki Kadın bana şunu net gösterdi: Bazı hayatlar “yaşanmış” bile denmeyecek kadar ağır. Çünkü yaşamak dediğin şey burada sadece nefes almak değil; sürekli aşağılanmak, sürekli itilmek, sürekli birilerinin elinde şekil almak. Ve en rahatsız edici kısmı şu: Kimse buna “anormal” demiyor. Kitapta Firdevs’in başına gelenler tek tek anlatılmıyor aslında; bir düzenin rutini gibi aktarılıyor. Ve bu rutin insanın sinirini bozan şey tam olarak bu. Çünkü şiddet bile sıradanlaştırılmış. Şu cümleyi okuyunca zaten her şey kopuyor: “Çalmanın günah olduğu besbelli değil miydi; ya adam öldürmek, bir kadının namusunu kirletmek, adaletsiz davranmak, bir insanoğlunu dövmek suç değil miydi?” Bak burası önemli: Kitap sana “kötü insanlar” hikâyesi anlatmıyor. Direkt şunu soruyor: Siz neyi suç sayıyorsunuz? Ve cevap çok net: Güçlü olanın yaptığı şey suç değil. Firdevs’in hayatı boyunca yaşadığı şey tam olarak bu çarpıklık. Bir kadın düşün: Doğduğu andan itibaren kimse ona “sen varsın” demiyor. Hep “sen birisin ama birine göre” diye yaşatılıyor. Ve sonra o kadın büyüyor. Ve sistem diyor ki: “Sorun sende.” Yok böyle bir şey. En sinir bozucu kısım şu: “Özgüvenim sarsılmaya başlamıştı; zor günler yaşıyordum… Onun yanında ben, yerlerde sürünen milyonlarca böcekten biriydim.” Bu sadece Firdevs’i anlatmıyor. Bu, bir insanın nasıl sistematik şekilde küçültüldüğünün özeti. Ve en korkunç tarafı şu: Bunu yapan tek bir kişi değil, bir toplum. Sonra şunu okuyorsun: “Her dakika önümden binlerce göz geçiyordu; fakat ben onlar için yoktum.” Bu artık bireysel acı değil. Bu direkt görünmezlik. Yaşıyorsun ama yoksun. Nefes alıyorsun ama kimse seni insan saymıyor.
Sıfır Noktasındaki KadınNevâl El-Seddavi · Metis Yayınları · 202526,3bin okunma
Reklam
~Bu bir denemedir~
6/10
·656 syf.··
2026 34. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 09:05
Tam 14 gün sürdü. 14. Günün sabahı son otuz sayfayı da okudum, kitabı kenara koydum. Oh be! dedim, nihayet bitti. Steinbeck dedim, sana laflar hazırladım. Sevdiğim bir okuma grubu bu ay bu kitabı okuyor. Çok övüldü, bari ben de okuyayım dedim. Havalı da bir adı var hani, şöyle Saramago romanları ile yarışır cinsten. Aldım elime kitabı, 20 sayfa falan okudum, bi durdum, az buz değil 650 sayfa, yahu dedim sen bu yolu yürüyebilecek misin? Zaten sosyal medyada gezmekten sabır mabır kalmamış, dikkat yeteneği desen hak getire. Bak sıkılırsan bırakması da zor gelir, vicdan falan, yol yakınken geri dön. Kenara bıraktım kitabı. Ertesi gün, beni hangi güç iteledi hiç bilmiyorum, başladım yeniden okumaya, başlayış o başlayış. Böyle anlatınca elimden bırakmadan bir solukta okudum sanacaksınız muhtemelen, hoş 14 gün detayını çoktan verdim yukarıda da neyse, ama öyle olmadı. Yani başka türlü bir şey oldu, anlatayım. Bu kitabı okurken edebiyata dair bazı sorgulamalara giriştim. Son zamanlarda bir soru çalınıyor kulağıma; “eski kurgu eserleri hala okumak zorunda mıyız?” Bağışlayın, biraz tuhaf bir aktarım oldu ama kast edilen şu; okullarda bize ısrarla tavsiye edilen, çoğu 19. Yüzyıla ait klasiklerin hala aynı öneme sahip olup olmadıklarına dair bir sorgulama. Bu senenin başında Balzac’ın Albay Machbet’ini okurken bir anda şu soruyu sorarken bulmuştum kendimi; “Edebiyatta bugünün insanlığına açılan onlarca pencere varken ben iki yüz sene önce Paris’de bir hukuk bürosunda neler olduğunu bilmeli miyim? Bir kaç ay öncesine daha sarıyorum filmi ve Casterbridge Başkanı’nı okuduğum güne gidiyorum. Hatırladığım tek şey her sabah bir dizinin başına oturur gibi heyecanla kitabın başına oturup karısını ve çocuğunu bir panayırda satmış olan Michael Henchard’ın maceralarını okuduğumdu ve
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 201711,5bin okunma
Eksik etek mi? Sende mi Brütüs?
3/10
·95 syf.··
2026 98. kitabı
Sigmund Freud’un Bakirelik Tabusu kitabını okurken iki farklı duygu yaşadım. Bir yandan psikoloji tarihine yön vermiş bir zihnin düşünce dünyasına tanıklık etmenin merakı, diğer yandan bazı fikirleri karşısında duyduğum ciddi rahatsızlık. Freud’un hakkını teslim etmek gerekiyor. Bugün psikoloji alanında kullandığımız birçok kavramın temellerinde onun izleri var. İnsan zihninin görünmeyen taraflarını anlamaya çalışması, bilinçdışına dikkat çekmesi ve cesur sorular sorması onu alanının en etkili isimlerinden biri hâline getirmiştir. Ancak bir bilim insanının etkili olması, her fikrinin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Kitap boyunca beni en çok rahatsız eden noktalardan biri Freud’un kadın psikolojisini açıklarken kullandığı bazı varsayımlar oldu. Özellikle kadınların hadım edilmiş erkekler oldukları düşüncesinden hareketle erkekler karşısında aşağılık duygusu geliştirdiklerini öne sürmesi bana ikna edici gelmedi. Freud bu görüşü kendi kuramsal sistemi içinde temellendirmeye çalışsa da ben okurken bunu güçlü bir açıklamadan çok zoraki bir dayatma gibi hissettim. Çünkü bu yaklaşım, kadını kendi başına bir birey olarak anlamaya çalışmaktan çok onu erkeğe göre tanımlıyor. Kadınlığı bağımsız bir deneyim olarak incelemek yerine, eksik bırakılmış bir erkeklik üzerinden açıklamaya çalışıyor. Bana göre bu bakış açısı hem kısır hem de dönemin kültürel kabullerinin bilimsel bir gerçek gibi sunulmasının örneklerinden biri. Yine de kitabı okurken Freud’u tamamen reddetmek de kolay değil. Çünkü insanı düşündürmeyi başarıyor. Katılmadığım yerlerde bile neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışırken kendi fikirlerimi daha net sorguladığımı fark ettim. Belki de klasik eserlerin değeri tam burada yatıyor. Bazen bize doğru cevaplar verdikleri için değil, itiraz etmek zorunda kaldığımız
Bakirelik TabusuSigmund Freud · Oda Yayınları · 2018653 okunma
9/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
Duyguların bedenden taşarak kaleme aktarılması denilebilir bu eserdeki şiirler için. Bu duyguların anlatılıp okuyucuya sunulması gerekiyordu. Şairin önsöz yazısında da belirttiği gibi şiirleri okuyucunun duygularına ortak olmak için sayfalara aktarılıp onlarla buluşturulmuştur. "Benim tek bildiğim sevgili, Bu şair sadece bir şiiri sevdi. Bir şiir uğruna çok kalem tüketti, Ve bu şair Bir şiir uğruna, Hayatını kaybetti..." Şiiri tıpkı sevgiliyi sever gibi aşık olan veya sevgiliyi değerli bir varlık olarak görülen şiire benzeten mısralar ile kalbinden taşanların dile gelişi denilebilir. Şiir gibi sevme... Ana hatlarıyla şiirsiz veya sevgilisiz kalınan bir dünyanın onda hissettirdiklerini kendisine has bir dil ile sunuyor. Bu dil anlaşılır olduğu için şiir okumaya yeni başlayacak kişilerin de rahatlıkla sayfaların içerisinde kendisinden bir şeyler bulacağını düşünüyorum. "Yüreğimden mantığıma giden yolda Bir deniz manzarasıydı varlığın Bu yolda inip sadece seni izledim Ben imkansızı değil seni sevdim İmkansızda umut vardı Sende şiir" İmkansız aşk, umudun kırıntısı, sevdiğine duyulan özlem ve bekleyişin sabrını ilmek ilmek kağıdına damlayan mürekkebine ruhuyla işler. "Seninle aynı şiirde geçmeliydi adımız Farklı kitaplardan okumamalıydık birbirimizi Çok devrik bırakmışlar seni Bütün yüklemleri de almışlar üstelik Yarım bir cümle olup kalmışsın belli Sevdiğim Ben seni tamamlayacak olan şairim Gözlerine baktım güldüğün vakit Gözlerinde bir şiir var ki ışıl ışıl
Şiir TutkusuTutku Yılmaz · Kalan Yayınları Yayınevi · 20263 okunma
Günümüzde yayınlanan çok harika ve sürükleyici bir öykü kitabı
Puan vermedi
Çok güzel, dinlendirici ve rahatlatıcı anadolu-istanbul hikayeleri var. Mutlaka hikaye ve roman okuyun. Gezmek görmek gibi. Anlatımı, dili-türkçesi ve içeriği sağlam- kaliteli roman ve hikayeler seyahat etmek geziye çıkmak gibidir.
Mendilim Sende KalsınŞerif Aydemir · Ötüken Neşriyat · 201198 okunma
Reklam
Reklam