10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 23:44
HASTA EŞYA ŞİFACISI-SERHAT GÜVEN,152 sayfa, Nereden başlamalı,nasıl anlatmalı bilmiyorum ama tek kelime ile “muhteşem” bir kitap.Gencecik bir yazar…Üç kitap sığdırmış daha bu yaşına.Sanatla dolu bir yaşam…Yazma dışında tiyatro,resim,oyunculuk…” Pepuk ilk kitabı,sonra Bana Adımı Söyle ve Hasta Eşya Şifacısı …Ben ilk kez okudum Serhat Güven ‘i .Kitap 152 sayfa ,elden bırakılamadan okunuyor ama öyle okudum bitti değil.Dolu dolu,sizi zamanda bir yolculuğa çıkarıyor…Mitoloji var,acılı hikayesi ile Struma gemisi , Aşkale’ye sürgüne gönderilen ve varlık vergisi ile zorla ellerinden malları alınan gayrimüslimlerin çektiği sıkıntılar var,bilinçaltı,hipnoz,ihanetler,her şeyden önemlisi muhteşem bir aşk hikayesi var.Kalemi çok güçlü,şiir gibi yazdıkları… Kitabın kurgusunu o kadar güzel kurmuş ki olaylar nasıl ,nerede bağlanacak hiç bir bağ kuramıyorsunuz.Bu da kitabı soluksuz okutuyor.Ahh o final…Ağlamamak mümkün değil…kitabın sonuna doğru iki karakter daha eklendi ki bunlar şimdi ne alaka dedim veee işte kitabı finale bağlayan kişilerdi Nuray ve Yasemin… Kitabın konusuna gelirsek; Eşyaların ruhuna ve hafızasına dokunan, geçmişle bugünü hüzünlü bir aşk hikayesiyle harmanlayan derinlikli bir roman. “Ummaktan hiç vazgeçmeyin…” Kitabın özeti gibi bu cümle… O kendisine “Hasta Eşya Şifacısı” diyor. Çünkü o eşyaları toplarken, alırken, eşyanın maddi değerini sorgulamıyor. Onun için tek ve en önemli kriter, bir önceki sahibiyle iletişim kurabiliyor mu eski eşyalarla…eşyaların sahipleriyle "yürek diliyle" konuşabildiğine inanan, onların yaşanmışlıklarını hissedebilen bir karakter Azat…Onun öyle bir yeteneği var… Adı Azat Seyhanlı…Her eşya ile konuşan,dertleşen,bağ kuran bir genç …Bir gün yine eskiciden aldığı antika çerçeve içindeki siyah beyaz bir kadın fotoğrafı ile
Hasta Eşya ŞifacısıSerhat Güven · Müptela Yayınları · 202517 okunma
3/10
3/10
·392 syf.··
2026 2. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 10:16
Öncelikle çevirmenin ellerine sağlık, gerçekten çok başarılı bir çeviri, çeviri olduğu hissedilmiyor. Kitaba gelirsek, kitabın yazarının Yahudi olduğu kim olduğunu araştırmadan çıkarabiliyor. Kitap 1918-1942 yılları arasında Avrupa' daki bazı siyasi karakterlerin ölümlerine veya ödürülmelerine giden süreçleri anlatıyor. Troçki, Laval, Stefan Zweig, Rosa Luxemburg bunlardan bazıları. Kitabı okurken Yahudi propagandası yapan ucuz bir Holywood filmi izler gibi hissediyor insan, yazar sürekli ama sürekli lafı evirip çevirip Yahudilerin "mağduriyet"lerine getiriyor. Müellife göre bu dünyada Yahudi veya sosyalist/ komünist olmayan tüm insanlar gerici, kana susamış faşist. Mesele kan olunca Epstein adasında yaşananlar, Yahudilerin Filistinde işledikleri soykırım aklına geliyor insanın Hem Yahudi hem de solcu iseniz zaten bu sizi aliyyül âlâ konumuna yükseltiyor. Kitabın içinde ideolojik dayatmaya maruz kalmadan bilgi sahibi olabileceğiniz birkaç kısım olsa da, yazarın kavmine olan saplantısı bunları gölgeliyor. Son olarak, Güney Slavlar komplo ve cinayet işlemeyi 500 sene boyunca Türklerin "baskı, cinayet ve işkencelerine" maruz kalarak öğrenmişler, yazar öyle diyor.
Avrupa’nın Katli 1918-1942 Siyasi Bir TarihHoward M. Sachar · Yapı Kredi Yayınları · 201718 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·399 syf.··
2025 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 21:47
Bu mektup sana Zelal, Küçücük yaşında evlenmek zorunda kaldığın için çok üzgünüm yaşından büyük davrandığın seni itelemesinler diye herseyi yaptığın kendini bir yere ait bir aileye ait her zaman terk edilecegim korkusu ile yaşadığın için çok üzgünüm. İsmail sana bir sansti senin küçük şansın ama keşke ömür boyu sürse idi ama olmadı çok kayıp verdin dayanmak çok zor olmuştur eminim .... Bu mektup sana Süleyman, Sen her zaman bir baba,evlat,eş ve harika bir insan oldun . Sana hiç kıyamadım. İçinde hissettiklerini bende hissettim derdini o kadar güzel anlattın ve dert dinledin ki ah Süleyman dedim. Kader mi dersin yazgı mi bilemem ama sende çok çektin çok korktun, ağladın ,bağırdın,hakkini aradın dogru bildiğinden bir milim şaşmadin harika bir eş ve baba oldun. İçinde kopan fırtınaları ben bile hissettim ama aileni kurdun keşke böyle olmasaydı dedim keşke başka olsaydı ama seni hiç ayiplamadim . Kitabın konusuna gelelim birazda.15yasinda olan Zelali köylü istemeye başlayınca amcası iyi bir aileye vermek ister ve bir ağa oğlu olan ismaile verir .Ama İsmail 25 yaşında ve bir öğretmen. Kitapta zamanın sağ sol meseleleri anlatılıyor ben hep İsmailin bu sebepten öleceğini düşünüyordum ama hiç öyle olmadi o kadar ağladım ki İsmaile o kadar sabretti bekledi karısına güzel bir hayat verdi ama bulustuktan 1 sene bile olmadan vefat etti.Iste kitap oradan sonra başladı bana göre çok akıcı bir dili vardı kendisini okutturan ben sadece günümüz kısmında kafam karıştı kim kimdi bilemedim kitabın en sonunda hepsi netleşti. Kitap 1942 yılından başlıyor nedense o zamanın düşünceleri bana garip gelmedi .Okumak isteyenlere önerilir..
1000Kitap
GelinŞeyma Demir · Dokuz Yayınları · 2025276 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2025 61. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2025 09:30
"Oğlan dışarıdaki dünyayı düşündüğünde saat orada hep altıydı. Günlerden Çarşamba ya da Perşembe.Amerika 'nın dört bir yanında akşam yemeği vakti." ==>Sene 1942 İkinci Dünya Savaşı,Amerika ve Japonya savaş halinde ve de Amerika da yaşayan Japon vatandaşlar ,dört kişilik bir aile.Baba bir gece FBI tarafından alınıp götürülür ,babanın nereye gittiği belli değil.Bir kaç hafta sonra anne ve iki çocuğuna bir ihbarname "bavullarınızı hazırlayın , oturduğunuz,yaşadığınız, çocuklarınızın okuduğu ,büyüdüğü yerden sizi alıp başka yere götüreceğiz."Mecburi toplanma ,ve trenle başlayan yolculuk.Kamp günleri,acı çeken insanlar. ==≥denir ya filler tepişir altında otlar ezilir ,burada da ezilen masum insanlar ve yine çocuklar.Çocuklar yine acı içinde,aileler dağıtılmış. Savaşın acıları...
İmparator TanrıykenJulie Otsuka · Domingo Yayınevi · 2025141 okunma
Amok Koşucusu
10/10
·96 syf.··
2025 30. kitabı
Amok Koşucusu orijinal adıyla Amokläufer Stefan Zweig tarafından 1921 yılında kaleme alınmıştır. Hollanda sömürgesi Endonezya'da görev yapan bir doktorun başından geçenleri bir yabancıya anlatması ile başlar. O yabancıya anlattıklarını kimseye söylememesi o kadar çok tembihlenmiştir ki bizler bile buna ortak olmak istedik. Psikolojik olayları bu kadar etkili yansıtmasının altında kendinin de bu yazdığını yaşaması yani intihar etmiş olması yatabilir. Hollandalı varlıklı bir tüccarın güzel ve kibirli İngiliz karısı bu hekimin sıkıcı geçen günlerinde ondan yardım ister ama bu doktor ettiği Hipokrat yeminin aksine bunu şahsi çıkarı karşısında kabul etmek istiyor ama kadın buna yanaşmayınca kibir, şehvet ve buna benzer duyguları doruk noktasına çıkıp Malezya dilindeki Amok Koşucusuna dönüşüyor Amok bir nevi cinnet geçirme ve önüne gelen her şeyi yakıp yıkma anlamına geliyor ki benzer konu da Lev Tolstoy 'un Kreutzer Sonat isimli uzun öyküsü ile benzerlikler taşımaktadır. Vicdan duygusundan yoksun olma durumu var ama birisi trende diğeri ise vapurda birine itiraf ederek vicdanını rahat ettirmeye çalışıyor. İki eserde de baş kahraman herkesten kaçmaya çalışıyor ama unuttukları şey ise kendilerinden kaçamamalarıdır. Hekim aklından bir türlü çıkaramadığı kadının peşinden koşar ve ondan özür diler ama kader bir şekilde ayırsa bile bu kadının kocasına karşı yakınlık hisseder çünkü kadın ile ortak bir nokta bulur. Ölüm ve intihar temaları ağır basan eseri bir solukta okuduktan sonra insanlar neler yaşamış diye şaşırıyorsunuz ki yazar Hitler dönemine denk gelmiş, yeri gelmiş ceza alıp sürgüne gönderilmiş tam da savaşın orta noktasında 1942 yılında canına kıymış ama dikkatimi çeken şey Satranç ile bu eserin arasında 20 koca sene geçmesine rağmen yazım tarzı ve duyguyu yansıtma hiç
Edebiyat
Amok KoşucusuStefan Zweig · Halk Kitabevi · 2021134,8bin okunma
3/10
·112 syf.··
2024 3. kitabı
Albert Camus Kimdir? Doğum: 1913 Ölüm: 1960 (trafik kazası) 47 yaşında Fransız yazar 7 Kasım 1913’te Cezayir’de, Fransız sömürgesi olan bir bölgede doğdu. Babası I. Dünya Savaşı’nda öldü ve annesi tarafından yoksulluk içinde büyütüldü. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Ancak üç yıl sonra partiden atıldı. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu kurdu. Fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası'na karşı oldu Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşti. 1957’de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Romanları * Yabancı (1942)/yaş 29 * Veba (1947) / yaş 34 * Düşüş (1956) / yaş 43
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma