Her bulduğu fırsatta kitap okurdu. Şaşardım, hiç sıkılmıyor mu diye. Herkes bir kenara geçer sohbet eder, çay içer, derdini anlatır, ne bileyim işte oyun falan oynar ama o hep kitap okurdu. İçtima biter onun elinde bir kitap; yemek yenir onun yanında bir kitap, 'yat vakti' derler onun yastığının altında bir kitap.
İnsan yetmiş yaşını geçince dünyaya kuş gibi bakıyor. Sanki havadan seyrediyor her şeyi. En uzak olanlar en yakın görünüyor. Gidilmez yerler burnunun dibinde. Ölüm her an aklında. Tanıdığı insanlar ve onu tanıyanlar gittikçe azalıyor. Mezar taşlarında ismi yazan tanıdıkları yaşayanlardan çok olmaya başlıyor. Gittikçe dünya onda azalıyor ve o da dünyadan azalıyor. Kocaman yerler gözünde küçücük kalıveriyor. Dünyanın küçüklüğünü anlıyor. Kuş gibi oluyor insan işte, hafiflemiyor belki ama sadeleşiyor, azalıyor ve sonra uçup gidiyor.