Kırmızı Pazartesi, bir toplumun bir cinayeti nasıl izlediğini gösteriyor.
Santiago Nasar hiçbir ilişkisi olmayan bir 'namus' meselesinin kurbanı oluyor.
Toplumun Nasar'ın öldürüleceğini bile bile izlemesi aklıma ülkemiz insanın linç ve kayıtsızlığını getirdi. Bir an aklıma Hrant Dink ve Tahir Elçi geldi. Hatırlıyorsunuz değil mi?
Ayrıca onlardan daha terbiyeli kızlar olmadığını düşünürdü hep. "Onlar kusursuz kızlar," dediğini duyardım sık sık. "Her erkek onlarla mutlu olur, çünkü acı çekmek için yetiştirilmişler." Yine de iki büyük kızla evlenen erkekler için onların çemberlerini kırmaları zor olmuştu, çünkü her yere birlikte gidiyorlar, yalnızca kadınlar için danslı partiler düzenliyorlardı, erkeklerin her davranışının altında bir art niyet bulmaya hazırdılar hep.
Tarihî romanının püf noktası, romancının hayal gücünü kullanarak kahramanlarıyla bir yakınlık kurabilmesi, dünyayı onların gözünden görebilmeyi başarabilmesidir. Sorun ne geçmiş dünyanın nasıl olduğunu, belgeler, tarihler ve kronikler üzerinden doğru ve inandırıcı olarak hayal etmek ne de geçmişi bugüne yaklaştırmaktır. Tarihî romanda neredeyse imkânsız gibi zor olan asıl sorun, geçmişi, o geçmiş içinde yaşayan kahramanların gözünden görebilmektir.