Şenül Korkusuz

kitap isimleri
Kitap isimleri, onlara asırlar boyu kayıtsız kalındığı uzun bir yolculuğun ardından küçük şiirlere dönüştüler: Kitapların barometresi, gözetleme deliği, anahtar deliği, reklam panosu, neon ışıkları oldular; kitabın içindeki müziği tanımlayan sol anahtarları oldular; bir cep aynası, bir kapı eşiği, sisin ortasındaki bir deniz feneri, bir önsezi, yel değirmeninin kanatlarını döndüren rüzgâr oldular.
Sayfa 406·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TATLI EYLEMSİZLİK -SANSÜR-
İmparatorlar korumaları altındaki yazarları etkilemeyi başardılar ancak Ovidius'un erotik şiirlerini veya Cremutius Cordo'nun cumhuriyetçi vakayinamesini yok etme girişimlerinin başarısız olmasından anlaşılacağı üzere, koydukları yasaklar nadiren başarıya ulaştı. Dağıtımcıların ve yayıncıların olmadığı antikçağda kitap dolaşım sistemi, iktidarın sansürünün başa çıkamayacağı kadar kontrol edilemez bir yapıdaydl. Kitap kopyalamak üzere eğitilmiş köleler ve profesyonel yazmanlar sayesinde yasaklı eserleri gizlice çoğaltmak kolaydı. Tacitus'un zaten fark etmiş olduğu üzere, bu zulmün en güçlü etkisi temelde başkalarını, o kadar cesur olmayanları korkutmak ve bizzat yaratıcılığı zayıflatmak oldu. Otosansür her zaman sansürden daha etkili olmuştur. Tarihçi buna inertiae dulcedo (tatlı eylemsizlik) adını koymuştu ve risk almaktan geri durmayı, fikir ayrılıklarından ve endişe verici durumlardan kaçınmak için yürürlükte olan değerlerin dengesini bozmamaya kendiliğinden razı gelmeyi, yaratıcı zihinleri Pençesine alan tehlikeli bir korkaklığı kastediyordu. Tacitus, asilerin bile boyun eğip sessiz kaldığı baskıcı bir dönemin tanığıydı. Yazılarında şöyle der: "Kuşkusuz büyük bir sabır gösterisi sergiledik. Sessiz kalmak gibi unutmak da elimizden gelseydi sesimizle birlikte belleğimizi de kaybedecektik." Yazıları kanayan bir yaraya parmak basar ve bir gerçeği görmemizi sağlar: Her çağda mücadele etmemiz gereken şey sadece iktidar sahiplerinin sansürü değil, aynı zamanda kendi içimizdeki korkulardır.
Sayfa 395·Kitabı okudu
Alıntı
HER ÇAĞIN İDOLLERİ VARDI
Müzik dünyasındaki idollerini görünce çığlık atan, ağlayan, baygınlık geçiren gençler Elvis veya Beatles ile ortaya çıkmadı. Aglında bu olgu Rock'n' Roll ile değil, klasik müzikle birlikte ortaya çıkmıştır. 18. yüzyılın kastratoları o tarihte bile ne zaman sahneye çıksalar seyirciyi galeyana getiriyorlardı. 19. yüzyılın medeni konser salonlarında ise piyanosunun tuşlarına doğru eğilirken saçım afili bir biçimde savuran Macar bir piyanist, Lisztomani veya "Liszt çılgınlığı" adı verilen kitlesel bir hezeyana yol açmıştı. Kadın hayranları rock yıldızlarına iç çamaşırlarını atıyorsa, Franz Liszt'e mücevherler atılıyordu. Viktorya Çağı'nın erotik ikonu oydu. O tarihlerde piyano çalarken salınmasının ve hesaplı pozlarının seyirciler arasında mistik bir coşkuya yol açtığı söyleniyordu. Önce harika çocuk, sonra genç deha olarak ün yapan Liszt, Avrupa kıtasını kapsayan ve milyonlarca franka mal olan turların yıldızıydı. Hayranları onu bir yerde gördüklerinde başına üşüşüyor, çığlıklar atıyor, hülyalı hülyalı iç geçiriyor, bayılacak gibi oluyorlardı. Peşi sıra birbiri ardına konserler verdiği Avrupa başkentlerine gidiyorlardı. Mendillerini ve eldivenlerini çalmaya çalışıyor, üzerinde portresinin olduğu broşlar ve madalyonlar takıyorlardı. Kadınlar saçından bir bukle kesmeye çalışıyor, piyanosunun bir teli koptuğunda onu birbirlerinin elinden kapıp bilezik yapmak için saç saça baş başa kavga ediyorlardı. Bazı kadın hayranlar sokakta ve uğradığı kafelerde onu gizlice takip ediyor, içtiği kahvenin telvesini hatıra olarak almak için yanlarında cam kavanozlar taşıyorlardı. Bir keresinde bir kadın, sigarasının piyan pedalının yanına düşmüş olan İzmaritini alıp madalyonunun içine koymuş ve madalyonu ölene kadar boynundan çıkarmamıştı. Celebrity sözcüğü ilk kez onun için kullanıldı. Öte
Sayfa 380 - Bilgiyayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
EDEBİYAT DÜNYAYI KURTARABİLİR
Nico Rost günlüğünde şöyle der: "Tifüsten, bitlerden, açlıktan ve soğuktan bahsetmeyi reddediyorum." Bütün bu zorlukları bilmekte ve bizzat yaşamaktadır ancak Nazilerin tutukluları umutsuzluğa düşürmek ve hayvanlaştırmak için bu eziyetlerde bulunduğunu düşünmektedir. Rost dikkatini bu mezbahanın dişlilerine vermek istemez; bir ivedilik duygusuyla, kafasında herhangi bir kuşku olmadan, bir can simidi arayarak edebiyata tutunur. Bir fikre olan inancı sayesinde en zorlu koşullardan sağ çıkmayı başarmıştır. Viktor Frankl'ın tüm kariyerini adadığı araştırmanın el yazısı notlarını Auschwitz'deki dezenfeksiyon odasında elinden almışlardı. Onu hayata bağlayan şey bu notları yeniden yazma isteği oldu. Tüm bu kişiler, hayal güçlerinin yardımıyla ve kelimelere duydukları inançla hayatta kalmayı başaran Şehrazatlar gibiydiler. Frankl sonraları Auschwitz'deki entelektüellerin çoğunun, fiziksel güçleri daha iri yapılı diğer tutuklulardan daha zayıf olmasına rağmen, paradoksal bir biçimde kamptaki hayata daha iyi dayandıklarını yazar. Yahudi kökenli psikiyatrist, sonuçta kendi içlerine sığınıp kendilerini bu korkunç ortamdan soyutlamayı başarabilenlerin daha az acı çektiğini söyler. Kitaplar tarihin büyük felaketlerinden ve kendi hayatlarımızın küçük trajedilerinden kurtulmamıza yardım ederler. Karanlık konuları keşfe çıkan bir diğer yazar olan Cheever'ın yazdığı gibi: "Edebiyattan daha büyük bir bilince sahip değiliz... Edebiyat lanetlilerin kurtuluşu olmuştur, âşıklara ilham kaynağı olup yol göstermiştir, umutsuzluğu yenmiştir ve bu yüzden belki dünyayı da kurtarabilir."
Sayfa 268 - Bilgi·Kitabı okudu
Alıntı
WERTHER ETKİSİ
Goethe'nin acıklı romanı, 1774 senesinde yayımlandığından beri, aşk acısı çeken pek çok genç Avrupalının romanın başkarakterini taklit ederek kendilerini vurmalarına neden olmuştur. Yazar, kitabının her baskısıyla birlikte toplumsal —ve ölümcül— bir olaya dönüşmesini kaygıyla izlemişti. Bazı ülkelerde yetkililerin halk sağlığı gerekçesiyle kitabı yasaklayacak kadar ileri gittikleri biliniyor. Goethe bu romanı yazarken gerçek hayatta intihar eden bir arkadaşından ve ergenlik yıllarındaki kendi ölüm fantezilerinden ilham almıştı. Yazar, elli yılı aşkın bir süre sonra, Şiir ve Hakikat adlı otobiyografisinde, bu intihar dalgasını önlemeye yarayacaksa keşke Werther kendisi yerine onu vursaydı diye itiraf eder. Ancak yazarın bu edebi şeytan çıkarmayla kurtulmayı başardığı hayalet, okurlarına musallat olmayı, bazılarını ölümcül etkisinin altına almayı sürdürmüştür. İki yüz yıl sonra, 1974'te, sosyolog David Phillips, gizemli bir yansıtma refleksiyle intihara meyilli davranışlar sergilemeyi tanımlamak için "Werther etkisi" terimini icat etmiştir. Kurmaca bir karakter bile bulaşıcı bir etkiye yol açarak benzer vakaları tetikleyebilir. Bir diğer harika ama rahatsız edici roman, Jeffrey Eugenides'in yazdığı Bakir İntiharlar (Virgin Suicides), taklit ölümlerin altında yatan psikolojik muammayı ele alır.
Sayfa 240 - Blgi·Kitabı okudu
Alıntı