Bir belediye otobüsüne ateş açılması, insanların yollarının kesilerek öldürülmeleri, sağa, sola atılan bombalar, tam kitapta yazıldığı gibi, “şuursuz terorizmin” örnekleridir.
Bir çöl kaç kum saati eder
içimde
Gitgide azalarak artan kuraklık
eskiyip unutulmuş bir tabir gibi hâlâ yerli yerinde
Bu uzun yolda esvabımı havalandıran tek rüzgar
yok işte- o yüzden kırdım asamı omurgamı iyiliklerle
Ben yalnızsam her şey yalnızdır demekti dün
suretim sürüklenedursun ne çıkar
gölgemle konuşabileceğim efkâr yeter bana o çölde
Gördüğüm serap sadece kendi gövdem
Hayaller tırmanmış üstüme- hızla ruhumu kemirmekte
Bir kum saati kaç çöl taşır
dilimde
Gitgide çoğalarak kaybolan teselli
gülümseten ölümler gibi hâlâ peşimde
hâlâ peşimde
“Acıların yaşanacağına ve geçecegine, insanlar arasındaki çelişkilerde ortaya çıkan kırıcı gülünçlüğün bir serap gibi ve bir atom kadar minik olduğuna ve nihayet dünya oyununun finalinde o sonsuz uyum anında bütün yüreklere, bütün öfkeleri yatıştırmaya, insanların yaptıkları tüm kötülükleri, akıttıkları kanları ödemeye yetecek kadar, insanların başına gelenleri bağışlamakla kalmayıp dahası haklı çıkarmaya yetecek kadar değerli bir şeyin olacağına çocuklar gibi inanıyorum.”
Şüphesiz serap bile hakikatin şahididir. Su olmasaydı suyun serabı da olmayacaktı. Çölde susuzluktan dudakları çatlayan insanın duyuları bir aceleyle suya kavuşulmadan gölgelerden ve hayallerden akıttığı pınarı, aldanmaya hazır bir hale gelmiş gözlere su gibi gösterir. Bu suyun pırıltılı hayaliyle insan ufuklardan ufuklara koşar, fakat bir türlü o suya erişemez.