"öleceğim," dedi jem. gözlerini iri iri açmıştı, ağzının kenarında hâlâ kan lekesi vardı. gözlerinin altındaki gölgeler neredeyse maviydi.
will parmaklarını jem'in bileğine gömerken gömleğinin kumaşını yırttı. jem yüzünü bile buruşturmadı.
"benimle kalmaya yemin ettin," dedi will. "parabatai olarak yeminlerimizi ederken. ruhlarımız birbirine bağlı. biz tek kişiyiz james."
"biz iki kişiyiz," dedi jem. "aralarında bir akit olan iki kişi."
will çocukça konuştuğunun farkındaydı ama elinde değildi. "seninle gelemeyeceğin bir yere gitmemen gerektiğini söyleyen bir akit."
"ölene kadar," dedi jem nazikçe. "yeminin sözleri böyleydi. ölüm ikimizi ayırana kadar. bir gün will, kimsenin beni izleyemeyeceği bir yere gideceğim ve sanırım bu sandığımızdan çok daha önce olacak. senin parabatai'n olmayı neden kabul ettiğimi kendine sordun mu hiç?"
"daha iyi bir teklif olmadığı için mi?" will mizaha sığınmayı denemişti ama sesinin çatlamasını engelleyemedi.
"bana ihtiyacın olduğunu düşünmüştüm."