DİKKAT HAYATIMDAN SPOİLER İÇERİR
ÖN SÖZ
Her romanın bir okuma zamanı vardır bende. Bu yüzden bu romanı hayatımın şu zamanına kadar okumayı hep erteledim. İnce Memed gibi, Tutunamayanlar gibi, Hugo'nun Sefiller'i gibi... Onlara sahaflarda rastlardım, tozlanmış raflarda ve bazen bir masanın üstünde, öyle alelade karşıma çıkarlardı. Dokunmaya korkardım. Henüz onlar için değişen bir şey yok. Onlar, hala ordalar. Beni bekliyorlar. Bilinmeyen dünyalarıyla kitapçılarda, raflarda, masalarda, sokaklarda, caddelerde, kafelerde, duraklarda, gece demeden, gündüz demeden, gün ışığının sokulabildiği veya sokulamadığı her yerde hatta duvar yazılarının uğrayabildiği yazılmaya müsait ve değişim olanağına sahip bütün yüzeylerde ve yüzlerde beni, benim onlara gitmemi bekliyorlar. Biliyorum. Oğuz Atay'ın koluyla sarmaladığı, bizim adına müsvedde demeye cüret ettiğimiz karalanmış hazinelerle TRT roman ödülünü kazanacağından bunca emin adımlarla bunu bütün arkadaşlarıyla paylaşmaya o kafeye gittiği o telaşlı günden, Yaşar Kemal'in kimsenin gidemeyeceği o imkansız zirvede kendi elleriyle yaktığı ateşten, feodalizmden, kendimden biliyorum. Yıllar önce, bana ithaf edilmiş bir şiirde çatık kaşlarıyla gökyüzünü boydan boya tarayan bu gizemli ve karanlık adamın adını buruşmuş bir defter yaprağından okuyordum. Şu an, tam olarak şu an, bir hayatın kapağını kapatmış bulunmaktayım. Artık büyü bozuldu. Bugün Raskolnikov'u tanıdım. Koca koca caddeleri doldurup korkunç kalabalıklar arasında kaybolan o münzevi halimle bu kez anlamlandırmayacağım o sefil, fizyonomik yargılarımı. Bugün, Şubat'ın başlarında güneyden gelecek kırlangıç kafilelerini beklemeye koyulacak kadar cesur bir adamım artık. Bugün Raskolnikov'la karşılaştım. Başını öne eğmiş, bir şeyler fısıldarken geniş, yuvarlak ve lekeli