Evet Kıtlık...
Kitabı eline alınca yemek vb kıtlığı ve tarım üzerine yazılmış bir kitap sanıyorsun fakat öyle değil. Hem maddi hem de manevi kıtlığı çok derinlemesine inceleyen, kıtlık duygusunun insanın bilişsel kapasitesine etkilerini araştıran ve ortaya koyan bir kitap.
Gerek zaman kıtlığı, gerek maddi kıtlık gerekse duygusal kıtlık olsun bu durumların insan üzerine yaptığı etkileri, insanın beynini nasıl ketlediğini deneyler ile ortaya koymuş Eldan Shafir ve Sendhil Mullainathan. Kitap bir nebze daha çok maddi sıkıntılara yer vermiş. Fakat zaman ve duygu kıtlığını da ayrıntları ile ele almış. Bu üç kıtlık türünü ayrı başlıklar altında ele almak yerine kıtlığı parçalara ayırıp bu üç çeşidi yeri geldiğinde bizlere anlatmış desek daha doğru olur.
Öncelikle kıtlık çekildiğinde insanda direkt olarak görülen tünellemenin üzerinde durmuş kitap. Kıtlık bilincinde olduğumuz zaman nasıl sadece kıtlığını çektiğimiz şeye odaklandığımızı ve hatta bazı durumlarda bunun avantajlar yaratacağını aktarmış. Ardından bant aralığı yükü kavramını, benim tanımımla beynimizin birim zamanda sahip olduğu iş yapma kapasitesi başka bir deyişle beyin gücünü (direkt mühendislik tanımı ile kullandım), anlatmış. Nasıl ki herhangi bir motora bir yük bağladığımızda motorun kapasitesini kullanıyorsak ve aynı motora başka yükler de bağlarsak belli bir yerden sonra motorun o yükleri istenilen yere çekemeyeceği ya da o yükleri döndüremeyeceği gibi beynimizin de belirli bir zaman aralığında yapabileceği bir miktar iş var. İşte bu durumda herhangi bir şeyin yoksunluğu durumuna düşersek beyin kendini tamamen o yoksunluğu geçici de olsa kaldırmak için bütün enerjisini ona veriyor. İstesek de başka noktalara odaklanamıyoruz, verimliliğimiz düşüyor, hatta tam olarak o kıtlığı çözecek olan
Bu güne dek bilim insanlarının çoğu, evrenin ne olduğunu betimleyen yeni kuramların geliştirilmesiyle neden sorusunu soramayacak kadar fazla meşgul oldular. Öte yandan işi neden sorusunu sormak olan insanlar, felsefeciler bilimsel kuramların ilerlemesine ayak uydurmayı başaramadılar. On sekizinci yüzyılda felsefeciler bilim dahil insan bilgisinin bütünün kendi alanları olarak gördüler ve ''evrenin bir başlangıcı var mı?'' gibi soruları tartıştılar. Ancak on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda bilim, felsefeciler hatta az sayıda uzman hariç herkes için aşırı teknik ve matematiksel bir hal aldı. Felsefeciler sorgulamalarının kapsama alanını öylesine daralttılar ki, 20. yüzyılın en ünlü felsefecisi Wittgenstein ''Felsefenin kalan tek görevi dilin çözümlenmesidir'' dedi. Aristoteles'ten Kant'a uzanan muhteşem felsefe geleneğinden ne büyük bir gerileme!