İnsanı aydınlatan, yanıt değil, sorudur, der Jonesco. Her zaman sadece öğrenci olarak kalırsa insan, öğretmenine hakkını vermemiş olur, diye yazar Nietzsche de. (Öğretmenin fikrine karşı çıkabildiğin gün, mezuniyet gelmiştir.)
Herkes koşuşturuyor. Tam olarak nereye acaba? Tam olarak nereye... Gününün tamamını hayatta kalmak için harcayan tek canlıyız. Yığıntı bir akıl yüküyle doğduğu halde tek gayreti hayatta kalmak... Bu kadar zor mu hayatta kalmak? Bu kadar mı çalışmalı? Çalışmayı o kadar övüyoruz ki. Neymiş? Ekmek aslanın ağzındaymış. Hatta o eskidenmiş, artık midesindeymiş, kuyruğuna da gitmeye başlıyormuş. Bu salak lafı kim uydurdu böyle? Hangi dangalak ata çıktı da böyle bir laf etti? Atalarımızdan da kapitalist varmış demek... Sanki çalışmak için yaşıyor gibiyiz. Hani, bizim kendimizi gerçekleştirişimiz? Şiir yazışımız, fikir üretimimiz nerede? Dünya nüfusu bunun onda biriyken neden daha fazla fikir doğuyordu? Şimdi bolca fikir düşükleri... Bu tuzağı kim kurdu? Bu kadar çok koşturmamız gerektiğini ilk olarak kim söyledi? Nereye koşuyoruz? Biz nereye koşuyoruz?