Fakat Yüce Tanrım sabretmek yarattığın biz kulları için ne kadar da zor, çünkü yanan yüreği canlı bedenimize Sen koydun ve yeryüzündeki ömrümüzün ne kadar kısa olduğu bilincinin ve korkusunun tohumlarını derinlerde bir yere sen yerleştirdin. Bizler biliyoruz Yüce Tanrım, ömrümüzün sonbaharı çok yakınındadır ilkbaharını, yazı ise hiç uzun değildir; bu nedenle böyle bir sabırsızlık çalkalanır kanımızda, bu nedenle büyük bir açlıkla uzanır elimiz sevdiğimizi almaya ve fani şeylere bile hemen sevinmeye: zaman geçtikçe yaşlanırken, beklemeyi nasıl öğrenelim, bir gecede ölüp giderken nasıl sabredelim, zaman sönmeyen ateşiyle peşimizdeyken nasıl yanmayalım, ölüm arkamızdan koşarken nasıl acele etmeyelim? Fakat Yüce Tanrım biz yine de kendimizi zapt ettik, arzularımıza gem vurduk. Geçen her gün özlemimiz için bin gün gibi geldi, işte böyle sevdik biz birbirimizi. Ancak yedi yıl geçtiğinde sanki yalnızca bir gün beklemiştik birbirimizi. Böyle bekledim ben
Yakup'u, böyle sevdi Yakup beni.
"Adil mi? Adaleti neyle ölçersin sen ey Yargıç? Kim seni kırbaçladı ki, kırbaçlanmanın ne olduğunu bilesin. Nasıl oluyor da toprak altında geçireceğim yılları gün ışığında geçirecekmişim gibi parmaklarınla sayabiliyorsun. Sen hiç zindana atıldın mı? Ömrümün kaç baharını benden aldığını biliyor musun? Hiçbir şey bilmiyorsun sen, adil bir insan değilsin sen, çünkü ancak darbe yiyen bilir onun ne olduğunu, darbeyi vuran değil, sadece acı çeken bilir acının ne olduğunu. Kibrin yalnızca suçluları cezalandırmayı biliyor,
oysa sensin en büyük suçlu, çünkü ben öfkeliyken aldım...
Patroklos: Kral Menoitios'un oğlu. Kaza eseri bir çocuğu öldürdü-
ğü için genç yaşında yurdundan sürgün edilen Patroklos, Peleus'un
sarayına yerleştirilir, orada Akhilleus'la birlikte büyür. İlyada'da
ikincil bir karakterdir ama Yunanları kurtarmak için Akhilleus'un
zırhını giyme konusundaki kader değiştiren kararı, hikâyenin son
sahnelerinin gelişimini belirler. Hektor'un Patroklos'u öldürme-
siyle yıkılan Akhilleus, Troya'lılardan vahşice intikam alır.