Desem Öldürürler, Demesem Öldüm: Sessizliğin ve Sözün Arasında Bir Varoluş Çığlığı
İsmet Özel, Türk edebiyatının en keskin kalemlerinden biri olarak, her eserinde okuru bir hesaplaşmanın eşiğine getirir. 2011-2012 yılları arasında kaleme aldığı köşe yazılarından derlenen Desem Öldürürler, Demesem Öldüm (TİYO Yayınları, 2013), adını şairin o meşhur ikilemini taşıyan başlığından alır: Konuşursam öldürürler, susarsam kendimden ölürüm. Bu kitap, Özel'in zihinsel evreninin bir panoramasıdır; ne salt bir deneme derlemesi, ne de sıradan bir günce. O, bir nevi manevi manifesto, toplumsal bir itirafname ve bireysel bir direniş belgesidir. Fuzûlî'nin "Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil" mısrasından ilhamla örülen bu başlık, kitabın ruhunu özetler: Sessizlik bir ihanet, söz ise bir infaz riskidir.
Özel'in samimiyetini baştan ilan eder: "Bu kitabın adı olsun diye müracaat ettiğim serlevhâ her ne kadar 'Desem Öldürürler, Demesem Öldüm' ibaresi ise de, bu kitap dolayısıyla bir nihai hakikat perdesinden bahsetmemiz mümkün değil. Ne ben burada söylediklerim sebebiyle hayatımı tehlikeye atmış oluyor, ne de hayatta kalışımı burada dile getirdiklerime borçlanıyorum."
Bu tevazu, Özel'in üslubunun temel taşıdır; o, hakikati mutlaklaştırmaz, aksine okuru kendi samimiyet sorgulamasına iter: "Samimiyetimde ne kadar samimiyim? Bu suali herkes kendine tevcih etmeli."
Yazılar, İslamî tefekkürün derinliklerinden beslenerek güncel meselelere uzanır: Küfrün ihsanları, zulmün kalıcılığı ("Zalim gider ama zulmü kalır"), şiirin bir lanet silahı oluşu ("Birilerinin gözünde 'bir şey' olmağa lânet etmenin en tesirli silâhıydı şiir") ve bireyin dünya tiyatrosundaki rolü ("Birçok başkaları dünya tiyatrosunu hayatın kendisi sanıyor").
Her bir metin, bir öncekini tamamlayan bir zincirin