Ardından yakalamaya çalıştığım beni katıra bindirmiş, sise (k)açılan(!) yerdeyim. Kırpa kırpa çıkardığım fotoğraftan gülümsemelerim karalanıyor. Elini çeker misin hiçliğim? Hokkasına düşman mürekkebini ipimle değiştirmişin. Kepenklerini kapat(a)mıyor selleri dehlizin. Suyu dövmeye günlerim birikti. Veresiye defterini kaybetse "Neden?"lerim. Uzatmalara mızıklanıyorum; anlamına duvarlar sızmış göğün köşesini arıyorum. Yamalı fasıllarıma perde çekiyorum korniş stoperi hücumda ne arıyor? Ensesinden tutup getirin. Saat sabaha hiç var "Katır rötar yapmış diyorlar mirim." Kır! Söküyor diktiğim sonumu pencereler. Uyku gezer miyim neyim? Ayaklarıma ulu çınarlar dikilmiş, kafamdan doğuracağım dalların ölü meyvesi miyim? -Ezgiden masalların atiden yakarışına ses vereyim. Diyorum ki kulaklarım sevişiyor.- Kütük sarıp mı içti ciğerlerim, kalbimin ritminde dümdüz çizgiyim. "Haber geldi birader, katırı binicisi(!) kesmiş. Sen onu bekleme." Uykum kalkmıyor önümden, gözlerime parmaklarını geçiriyor, hissedemiyorum ki... Felç geçirmiş vinç gibi kiralıyorum yer çekimini. Kımıldayamıyorum ki çarkına çelenkler götüreyim düşlerimin. Serlevha nokta noktayı noktalayamamış Göz damlasından filiz verir miymiş eskiciler? Sekiz bin otuz gündür bu gezegendeyim, ilk kez duyuyorum. Dizelerin dizinde saçımı okşuyor kelimeler. 21 yüzyıl kadar yorgunum. 31 Mayıs 2026 07.01
MÜSLÜMANLARA GÜDENLER
Ebu Cehil savaş meydanında yaralanmış, yerde yatıyor. Vaktiyle kendisine zulmettiği, Kâbe'nin bulunduğu mekânda ağzı burnu dağılıncaya kadar meydan dayağı attırdığı sahabeden narin ve zayıf yapılı İbni Mesud'un oğlu Abdullah onun başucundadır. Ayağını Ebu Cehil'in göğsüne basar, sakalından tutar ve seslenir: "Heey, sen Ebu Cehil değil misin?" Ebu Cehil, hâlâ böbürlenmektedir: "Çok yüksek bir yere çıkmışsın ey koyun çobanı!" Abdullah İbni Mesud: "Ey mel'un! Cehennemi boylamak üzeresin ama hâlâ böbürleniyorsun. Şimdi kafanı keseceğim senin! Hem de kendi kılıcınla!.." Burada, Ebu Cehil kibir tarihine serlevha olacak cümlesini söyler: "Bari omzuma yakın yerden kes de başım heybetli görünsün!" Kibrin ve zavallılığın son cümlesi budur... Kibri, istiyor ki, bağırabilsin ve sesi erk elinde olduğu zamanlardaki gibi herkes tarafından işitilsin. Fakat zatında mündemiç bir değer taşımadığından sesinin işitilmeyeceğinin farkında. Gene de kuyruğu dik tutma savaşımında. Ve hasetçi yanı şöyle bağırıyor: "Ben Muhammed'e düşmandım, şimdi iki kere düşmanım!" Ebu Cehil kompleksi taşıyanların değişmez ırası: rakibi, muhalifi, düşmanı, her ne ad verilirse verilsin karşısında gördüğü hasmı karşısında kendi acziyetini fark ettiği anda husumeti misliyle artar. Bu, onun kaçınılmaz paradoksudur. Husumeti arttıkça aczi çoğalır, aczi çoğaldıkça husumeti yükselir... İçi içini yer, fakat ne çare ki, artık elinde güç yoktur. Sıfırı tüketmiştir. Rasim özden ören
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ömrün girizgâhının mürekkebi nasıl da koyu ve nasıl da hemen kuruyor efendim. Değiştirmek ya da okunmaz kılmak müsâadesi bulunmuyor. Değiştirip başka bir ömür içinde olmak, okunmaz kılıp yeniden yazmak kabil olmuyor. Ve o girizgâh her şeyin tâyinini ve nihâyetini içinde taşıyan esrarlı bir tohum. Ve o tohumdan çıkacak ağacın kökleri de levhimahfuzdan uzanan uçlar. “Bugün yeni hayatımın ilk günü” sözlerini düşünüyorum. Nasıl da kolayca ve inanılmadan ve mânâsı bilinmeden dökülüyor dilden. Yeni bir hayat yaşamak yoktur, serlevhalar vardır yalnız diyorum sonra. Kitaplarda bir bölümün bitip diğerinin başladığı yerlerde nasıl ki serlevhalar bulunur, bir ömür de böyle olmalı diyorum. Beklenenin gelmesi gözlenenin olması, ihtimamla korunan bir bahçenin çiçeğe durması yaşanılan ömrü büsbütün yeni kılsın istese de gönül, öyle olmuyor maalesef ki. Ancak yeni bir fâsıla, önceki hayatın oraya kadar süregelen şeyleri içinde eriyip kaybolan ve muhayyilede mûnis bir râyiha bırakan yaşantılar oluyor. Bu râyihaysa uzaklaştıkça küçülen, küçüldükçe seçilemeyen bir ışık gibi günden güne köreliyor. Lakin sonra yeni bir fâsılayla yeni bir ışık daha parlayıp köreliyor, sonra bir tane daha… Böyle böyle serlevhalarla birbirine ulanan yaşantılar ömür kitabını meydana getiriyor. Yepyeni bir hayat yaşayabilmeyi, o girizgâhın çerçevesinden çıkabilmeyi istemekle ne yaşanırsa yaşansın nihâyette aynı yere varılacağı hakikati arasında sıkışıp kaldım efendim uzun zamandır. Girizgâhtan dışarı çıkmak da girizgâha dahil bu denklemde. Ve bu denklem göründüğünden daha girift. Çünkü bilinmeyen sanılan şeyin âyan olduğu kadar âyan sanılan şey de bilinmeyen. Tutturduğum yönün tam zıddına koşsam, bir ırmağı tersine akıtsam biliyorum ki bir şeyi değiştirmiş olmayacağım. Her şey yerli yerinde kalmaya ve
Yazdıklarım yazgımdan
Bu yazıyı serlevha yapıp her köse başina asabilsek keşke... Gülümsememe takanlar belki utanır, ne dersin sevgili günlük? #Hepiniz #Nasıl Mutlu Olursunuz? #Özgür Bolat
Şa'râvî'den serlevha bir söz; İnsanlar tek bir kötü davranışınızla tüm güzel geçmişi siler. Allah ise bir tevbenizle tüm kötü geçmişinizi siler.