Paris'teyken kendimi o güne dek hiç olmadığım kadar güvende hissetmemi sağladığı için, dazlaklarla arama girdiği, benimle ilgilendiği ve dağlardaki sevgilim olduğu için Lulu'yu neredeyse yanımdan uzaklaștıracaktım. Nihayet güvenli bir yere sığındığımızda onun kararlılıkla parlayan, bu imkansızmıș gibi görünse de sadece bir günde sevgiyle dolan gözlerine bakmıştım. İşte o zaman sadece arzu değil korku da hissetmiştim çünkü bu tür değerli şeylerin yitirilmesinin insanı ne hale getirdiğini biliyordum. Hem Lulu'nun bana duyduğu sevginin koruması altında olmak istiyor hem de bu sevgiden korunmaya çalışıyordum. O zaman bunu fark etmemiştim ama aşk korunduğunuz bir şey değildi, risklerini göze aldığınız bir şeydi.
İsrail Savunma Kuvvetleri'nde paraşüt eğitimi alan Yael, bir keresinde bana bir uçaktan atlamanın neler hissettirdiğini anlatmıştı, havada yuvarlanır, rüzgar tarafından çevrelendiğini hisseder, heyecana kapılır, hızlanır, midenin ağzına geldiğini duyar ve sert bir şekilde iniş yapardın. Benim kızlarla olan ilişkilerim de aynen bu şekilde ilerliyordu. Rüzgar, heyecan, yuvarlanma, arzu ve düşüş. Ani bir son. Ama işin tuhaf yanı Lulu'yla geçirdiğim o gün düştüğümü değil, varmak istediğim yere vardığımı hissetmiştim.