Şimdi, onun belki de zavallı biri olduğunu anlamıştım: doyurulmamış tutkular altında ezilen, demir vazolar arasında toprak bir vazo; şaşkın olduğu için ters, söyleyecek bir şeyi olmadığının bilincine vardığı için suskun ve çekimser.
Okumam gereken kitaplardan bazıları bana gösterişçi, çokbilmiş ya da amaçsız geliyordu; bunlar beni yabancılaştırıyordu. Bazılarını tüm çabalarıma rağmen anlaşılmaz buluyordum ve hayatlarını bu aşırı işlenmiş çirkinlik abidelerini yaratmaya ve anlamaya adayan insanlara karşı hayranlık ve öfke arasında kalıyordum. Sonra yazmaya koyulunca aslında bir şeyler anladığımı ve bu eserlerin içinden bir çıkar yol görmeye başladığımı fark ediyordum. Ha gayret, ha gayret!
Kampüsteki posterler, gösteriler ve protesto yürüyüşlerinden anlaşılıyordu ki dünyanın her yerindeki adaletsizlikleri düzeltmeyi kendi görevleri olarak benimsemişlerdi ama hepsinde bu düzensizliği kutlar gibi bir hava vardı.