Sizin kendi fikirleriniz mantıklı ve rasyonel, ama bu fikirlerin bayraktarlığını yapması için benim bilinçaltımdan medet umuyorsunuz, rasyonel aklımdan değil.
...Çünkü düşünecek olursan, bizleri kendi içimizdeki savaşa son vermeye zorlayan şey, iletişim kurmayı reddeden, nedensizce düşmanlık taslayan uzaylıların istilasına uğrama tehlikesinin soluğunu ensemizde duymamızdı; bizi saldırgan-savunmacı enerjimizi dışımızdaki bir hedefe yöneltmeye, kendi bölgemize sahip çıkma dürtümüzü bütün insanlığı içine alacak şekilde genişletmeye, ortak bir düşmana karşı güç birliği etmeye iten, o tehdidin ta kendisiydi.
Uzaylılar Dünya’ya saldırmamış olsaydı, kim bilir neler olurdu? Belki hâlâ Yakındoğu’da savaşıyor bile olabilirdik."
Eski gerçekliğe ait bu uyduruk sözcük, şimdiki gerçeklikte telaffuz edilince nedense şok edici bir etkiye yol açmıştı: Tıpkı gerçeküstücülük gibi, anlamlı görünmesine rağmen anlamsızdı veya anlamsız görünmesine rağmen anlamlı.
"Oysa insanın dünya yüzünde bulunma amacı tam da o dediklerin değil mi aslında - bir şeyler yapmak, bir şeyleri değiştirmek, bir şeylere hükmetmek, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek, ha ne dersin?"
"Hayır!"
"Peki ne o halde amacı?"
"Bilmiyorum. Her şeyin illa da bir amacı olacak diye bir şey yok, sanki evren bir makineymiş de
her parçasının faydalı bir işlevi varmış gibi konuşuyorsunuz siz de. Madem öyle, bir galaksinin işlevi nedir? Hayatımızın bir amacı olup olmadığını bilmiyorum, bunun bir önemi olduğunu da sanmıyorum açıkçası. Asıl önemli olan bütünün içinde bir parça olmamız. Bir kumaşın içindeki iplik ya da kırdaki
bir ot sapı gibi. O nasıl öylece varsa, biz de öylece varız. Bizim yaptıklarımız, çimenleri yalayıp geçen rüzgâra benziyor."
Ama iriyarı adam tıpkı bir soğan gibiydi, soydukça altından yeni bir kişilik, yeni bir inanç, yeni bir cevap katmanı çıkıveriyor, soy soy bitmiyor, katmanların ardı arkası kesilmiyor, adamın iç yüzü bir türlü meydana çıkmıyordu. Ne olursa olsun durmak bilmiyor, hiçbir yerde durmaya yanaşmıyor, kendini durmaya hiçbir şekilde mecbur hissetmiyor, bir türlü "Tamam buraya kadar, burada
duracağım!" demiyordu. Bir varlık değildi, yalnızca katmanlardan ibaretti.