Öyle ki, artık o pek bayıldığı bilimini bile amacın kendisi değil, bir araç olarak görüyor... Ama kötü bir niyeti yok, öyle değil mi¿ İnsanlığın yaşamını iyileştirmek istiyor.
Bunun neresi yanlış ki¿
Acınacak derecede güçsüzüm, acınacak derecede kişiliksizim, doğuştan bir kuklayım. Kendime ait bir kaderim yok benim. Tek sahip olduğum şey rüyalar. Ve şimdi onların dizginleri de başkalarının elinde.
Bize kala kala... görevimizin daha yeni yeni başlıyor olduğunu ve tarife gelmez, akıl sır ermez Zaman’dan başka hiçbir şeyin imdadımıza yetişmeyeceğini, yardımın gölgesini dahi göremeyeceğimizi öğrenmek kalabilir. Kısırdöngüsünden bir türlü kaçıp kurtulamadığımız o sonsuz ölüm ve doğum
girdabının kendi yaratımız, kendi arayışımızın eseri olduğunu; dünyaları birleştiren güçlerin
Geçmiş’in hataları olduğunu; ebedi kederin doymak bilmez arzunun ebedi açlığından ibaret olduğunu; sönüp gitmiş güneşlerin, ancak ve ancak kaybolmuş hayatların ateşi söndürülemez tutkularıyla yeniden alevlenebileceğini öğrenmek zorunda kalabiliriz.
"Gerçekliğin ruhumuz bile duymadan belki de sürekli değiştiriliyor, yemleniyor olduğunu - ama bizim bunu bilmediğimizi, bu bilgiye yalnızca rüyayı görenin ve bu rüyadan haberdar olanların vâkıf olduğunu düşündünüz mü hiç? Eğer bu sahiden doğruysa, bilmediğimize şükretmeliyiz herhalde. Bu haliyle bile yeterince kafa karıştırıcı çünkü.”