Hayatın şakası olmazken, yanlış üstüne yanlış yapmakta ısrar ediyoruz.
Kaderin, tuhaf oyunları...
Şimdi ya da sonra, önemi yok!
Kayboluyoruz girdabında hayatın...
Beni seviyorsun, nasıl sevgiyse... Deniz gibi besbelli, o hiç görmediğim mavi-yeşil deniz gibi! Su insanı boğar, bilmez miyim? Belki orman gibi sevgin, her ağacı bir ayrı güzel, her ağacın altında bir düşman! Ağaçlar sık, dalları birbirine dolanıyor, gövdelerini sarmaşıklar sarmış. Sarmaşıklar zehirlidir! Korkuyorum senden, bak bu doğru hiçbir zaman yüzüne söyleyemeyeceğim ama korkuyorum senden...
Gece uzun, gece hoş... Her dakikasını bir ayrı sevdim, çünkü yalnız onu düşündüm. Her anı onunla paylaştım. Yeşil benekli kahverengi gözleri, odanın içinde gezindi. Bakışlarım onu takip ederken, boynum büküldü, varlığım damla damla eriyip yok oldu. Gözleri, çekip götürdü beni ve ben ilk defa bu gece annemi anladım.
Başı o kadar yakındı ki başıma, nefesi yüzümde geziniyordu, içimi çektim hiç düşünmeden, soluğu ciğerlerime kadar gitti, orada kalsın istedim, nefes vermedim, gözlerimi kapatmıştım, ciğerlerimin belki de ruhumun damla damla dağlandığını hissediyordum. O sırada yanağımda nemli bir yaprağın temasını duydum. Baktım, karanlığın içinde yalnız gözleri parlamakta, ürkmüş gibiydi. Fırlayıp kalktı yerinden, bir şey söylemeden yürüdü. Elim yanağımda kalakaldım: Beni öptü!
Öyle bir keşif ki, saf ıstırap! Saçlarımın dibinden parmaklarımın ucuna kadar ter basıyor, bir taraftan titriyorum. Bedenim parça parça doğranıyor... Eve yaklaşırken, onu özlemeye başlamıştım bile.