oqres

oqres
Hepiniz mesuttunuz. ... Herkes bir şeyi seviyordu ve mesuttu. Belki yalan söylüyordunuz, belki olduğunuzdan çok başka türlü idiniz ve ahmaklık zannettiğim gibi tek kabahatiniz değildi. Fakat mesuttunuz. Hatta masumdunuz. Hakiki bir cürüm işleseniz bile yine masumdunuz. Çünkü hayatı seviyordunuz. En büyük cürüm, en büyük günah, hayatı sevmemektir. Kendinizi aldatsanız bile içinizde saf bir taraf vardı. Ben bunu kendimde öldürmüştüm. Bunu öteden beri biliyor ve sizi kıskanıyordum. Sizi, yani herkesi... Nuran’ın peşine düşüşüm bundandı; sana kinim bundandı. Fakat bu akşam sizden başka türlü nefret ediyorum. O kadar fena bir şekilde yıkılmama alet oldunuz ki…
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yazık ki insanın ufku insan… halbuki... her ne ise… Ben şimdi ayda veya herhangi bir yıldızda aziz dünyanızın felaketlerini seyrediyorum. Yahut da değişmenin çemberinde gülüncün yeni perdesine hazırlanacağım. Hakikat şu ki makaraya bir kere takılmamak lazımdı. Hoşçakalın...
Acaba irademizden müstakil bir kader var mı dersin Mümtaz? Yoksa ölümümüzün sırrını, beraberimizde taşıyarak mı doğuyoruz? O zaman anneleri teselli etmek kabil olmayacak gibi geliyor. Çocuğuyla beraber onun öleceğini de beraber doğuran bir anne…
İnsan talihinin kötü tarafı, herkesin kendini zaruri olarak kâinatın merkezi bilmesinde, kendinden başkasını bir inşa malzemesi gibi görmesinde olsa gerek. Onun için, en büyük ve iyi niyetlerin sahipleri bile hayatı yaparken insanı yıkmaktan korkmuyorlar.
-Hayatı seviyor musunuz? +Şimdiye kadar seyrettim, hiç bıkmadım. -Niçin seyrettim diyorsunuz… kendiniz yaşamadınız mı? Başınızdan bu kadar şey geçti. +Doğru... ama onlar bana geldiler. Ben onlara gitmedim. Bir de isteyip yaşamak var.