oqres

oqres
İzmir
Dersim
49 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·52 syf.··
2019 128. kitabı
Bir sabah uyandığında sevgilisini yatakta, yanı başında ölmüş olarak görüp, tüm sessizliği ve sakinliğiyle usul usul kaçan Victoire' ın, kendi özüne dönüş yolundaki kayboluşunun hikayesi.
Bir YılJean Echenoz · Helikopter Yayınları · 2012160 okunma
Reklam
Puan vermedi·429 syf.··
2019 96. kitabı
Dünya güzeldi, dünya uyumluydu. Fakat hiç bir zaman huzurun ve barışın egemen olduğu bir yer olmadı. Sürekli bir değişim ve savaş halindeydi. Kötü vardı, iyi vardı. Güçlü vardı, güçsüz vardı. Zalim vardı, mazlum vardı. İnsanlar üzerinde egemenlikler kuruluyordu. Baskı iktidarı, iktidar ise zenginliği getiriyordu. Zenginlik ise, her zaman daha fazlasını isteyen iktidarın, halkın üstündeki mevcut baskısını daha da artırmasına katkıda bulunarak, amaç olduğu kadar, amacın korunmasındaki araçların en büyük kaynağı da oluyordu. İktidarlar değişiyor, fakat baskının, soygunun, talanın ve yağmanın çarkı sürekli dönüyordu. Peki bu çark nasıl kırılacaktı? İnançları, dilleri ve varlık durumlarına göre ayrıştırılarak sömürülen insanların yaşamı nasıl degiştirilecekti? İşte bunlar Bedreddin' e dert oldu. Dünyada hiç bir şeyin insansız olmayacağını biliyordu Bedreddin. Sorunu yaratan; iktidarın her dönem güç ve zenginlik verdiği; sultanlar, imparatorlar, prensler, beyler, ağalar, kısaca iktidar eliyle sömüren insanlardı. Öyleyse, çözümü üretecek olan da, kandırılan, sömürülen, haksızlığa uğrayan insanlar olacaktı. Ama bu insanlar, korku ve baskı altında, anlık, küçük çıkarlarının derdindeyken, kendilerini bu düzenden kurtaracak asıl çıkarlarının ne olduğunun farkında bile değildi. Bu insanları, asıl çıkarları doğrultusunda harekete geçirecek bir yol olmalıydı. Bedreddin, bu yolun, insanları, ekonomik durumlarına, dillerine ve dinlerine göre ayırmaktan değil; haksızlığın, hukuksuzluğun, adaletsizliğin, sömürünün, yalanın ve talanın karşısında birleştirerek başkaldırmaktan geçtiğini biliyordu. Ve başkaldırdılar.. Peki, yalnızca başkaldırmak yetecekmiydi? Hayır! Bundan sonraki amaç, yeryüzünde herkesin eşit olduğu yeni bir düzen kurmak olacaktı. Bunun da tek yolu vardı; ekmeği, suyu,
Ben de Halimce BedreddinemRadi Fiş · Evrensel Basım Yayın · 2016502 okunma
Puan vermedi·207 syf.··
2019 77. kitabı
Çoğu devrik komutanlardan oluşan, yirmi iki kişilik bir birimde, on dokuz yaşında bir gerilla Şervan. Bir patikanin ikiye ayrıldığı noktada, bütün planları alt üst edecek, hayatın bundan sonraki akışını değiştirecek bir duraksama anı. Ordunun özel bir birimine ait çadırlara sızan gerillaların askerlerin silahlarını almasıyla başlayan olaylar. Eylemin ardından çıkan çatışmada yaralanan, grubu yavaşlatmamak için, arkadaşlarını geçici olarak kendisi olmadan devam etmeye ikna eden Şervan. Ve Şervan'ın, yoldaşlarının geri dönememeyisiyle birlikte başlayan, bin bir ayrıntıyla örülü hayatta, tesadüflerin hiç beklenmedik yollara çıktığı, böğürtlen tadında bir umudun eşliğinde, onları arayışının hikâyesi...
Böğürtlen ZamanıMurat Türk · Aram Yayınları · 2012420 okunma
Puan vermedi·237 syf.··
2019 33. kitabı
Vagonun icindeki insanlarin yüreğiyle birlikte, küçücük bir havalandırma deliğinden görünen manzarayı da yırtan düdük sesiyle başlayan bir yolculuk. Karanlığı ikiye bölerek, bir karanlıktan bir karanlık daha yaratarak ilerleyen trenin içinde yolculuğun bitmesini bekleyenler. Yolculuk boyunca, yorgunluktan bitkin düşmüş govdelerin içinde büyüyerek yayılan gerçek dışına itilmişlik duygusu. Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen yolculukta, rayların tekdüze uğultusuyla birlikte, hem geçmişe hem de geleceğe doğru sürüklenip giden düşler. Arkada bırakılan ölüler, arkada bırakılamayan ölüler, yitirilen umutlar ve yıllar boyunca bu yolculuğu unutmaya çalışan Gerard. Çünkü; "Unuttuktan sonra anlatmak mümkün olur belki."
Büyük YolculukJorge Semprun · Can Yayınları · 2018108 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2019 29. kitabı
"Deli damgası yediğiniz andan itibaren herkes size iyi niyetle yaklaşır, çünkü delilik politik değildir." Romain Gary abimizin, kendisinden kendini çıkartarak yarattığı, yaşattığı ve kendisiyle birlikte öldürdüğü; en az Romain abimiz kadar abimiz olan Emile Ajar, Yalan Roman'da kendisini bir tımarhaneye kapatıyor. Kendisinin tımarhanelik oldugundan emin, onu tımarhaneye kapatan sistemin tüm unsurlarıyla tımarhanelik olduğundan da emin. Bize, bilinçli olmanın, farkında olmanın, duyarlığın, toplumla uyumsuzluğa yol açtığını, bu dünyanın bir düzmece ve bu düzmecenin içinde hepimizin birbiriyle yarışırcasına rol yaparak, "mış gibi (pseudo)" yaşadığını, rol yap(a)mayanların ise, "anormal", "sinir hastası", "asosyal" vb. olarak yaftalandığını anlatıyor. Bir yerde, "gerçeklik gözümün önünde duruyordu, gerçeklik kadar korkunç bir sanrı olamaz, dayanılır gibi değildi." diyor, romandaki yazarımız. Aslında, savaşın, kıyımın, tecavüzün, açlığın, ikiyüzlülüğün ve adaletsizliğin binbir çeşidiyle, hayatın her alanında ve her an karşımızda duran GERÇEĞİN, bütün kabuslardan, karabasanlardan, sanrılardan daha korkutucu ve daha katlanılmaz olduğunu dile getiriyor. "İyileşme, normalleşme" denen şeyin ise; bu gerçekliklerin arasında, titiz bir teslimiyetle, "normal" insanların bu oyununu bozmadan, tehlike yaratmadan, "mış gibi" oyununu oynayabilecek hale gelmek olduğunu anlatıyor. Bütün bu korkunç gerçekliğin ortasında, kendinden kaçarak kendi olmaya çalışan kahramanımız bağırıyor; "Emile Ajar benim! Ben yapıtlarımın evladı ve onların babasıyım. Kendi oğlum ve kendi babamım ben! Kimseye bir şey borçlu değilim! Gerçeğim! Balon değilim! Sahte değilim; acı çeken, daha fazla acı çekip yapıtıma, dünyaya, insanlığa bir şeyler kazandırmak için yazan bir insanım!"
Yalan-RomanRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 2011454 okunma
Reklam