Franz Kemmerich yıkanırken bir çocuk gibi zayıf, nahif görünürdü. Şimdi işte şurada yatıyor, niçin ama? Bütün dünyayı şu yatağın başına toplamalı, demeli ki:
— İşte Franz Kemmerich, ondokuz buçuk yaşında; ölmek istemiyor, kurtarın onu!
On hafta askerlik eğitimi gördük, bu süre içinde on yıllık okul hayatındakinden daha kesin bir biçime sokulduk. Parlatılmış bir düğmenin dört ciltlik bir Schopenhauer’dan daha önemli olduğunu öğrendik. Önce şaşkınlık, sonra öfke, nihayet umursamazlık içinde burada zekanın değil ayakkabı fırçasının, düşüncenin değil sistemin, hürriyetin değil talimin sözünün geçtiğini anladık.
Harb dediğin, halk şenliklerine benzemeli bir nevi. Boğa güreşlerindeki gibi çalgılı, biletli olmalı. İki memleketin bakanları, generalleri banyo donlarıyla, ellerinde sopalar, sahaya çıkıp birbirlerine saldırmalılar. Sağ kalan hangi memlekettense, o millet galip sayılmalı. Bu, hem daha basit, hem de daha iyi. Burada onların yerine bizler dövüşüyoruz.