Yılın biten ilk kitabi okumalara doyamadığım sevgili Marquez oldu. Bu trajikomik kurguda 15 senedir emekli maaşının gelmesini bekleyen bir albay, hasta karısı ve ölen oğullarından kalan bir dövüş horozu var. Marquez yine “olası gerçekleri” saptırmadan, ağdalı bir dile vurmadan gerçeği olabildiği en yalın haliyle anlatmış. Ben “beklemek” temalı kitaplar okuduğum zaman nedense duygulanıyorum. Bu kitap da beklemenin ve umut etmenin etrafında dolaşıyor. Bence beklemek insanı en diri tutan soyut bir yaşamsal fonksiyon. Beklemek aynı zamanda umutla hem dost hem düşmandır da. Shakespeare ‘Beklemek cehennemdir.’ der. Mevlâna ise ‘"Çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı." der. Velhâsıl Marquez yine bildiğimiz gibi, kısa ama tadı damakta kalan bir kitapla karşımızda.
… Anne olmak çok sıkıcı. Artık dayanamayacağım. İçimde bir yumru oluşuyor resmen. Bebeği bırakıyor bacak bacak üstüne atıyorum. Koşuyor ve kendimi içeri kapatıyorum. Cenaze törenlerinde giysilerini parçalayarak feryat figan ağlayan Asyalılar gibi ağlıyor. Dayanamıyorum ve kapıyı açıyorum, bütün bunların ne kadar da iğrenç olduğunu düşünüyorum.