bütün benliğimin bu toprakta kök salmış olduğunu, yalnız bu toprakta bu insanlar arasında yaşayabileceğimi şimdi, belki de ilk defa olarak anlıyor; içimin neden koptuğunu, geride neyimin kaldığını şimdi öğreniyordum.
“zaman içinde, bir varlık, bir yokluk; bir varlık, bir yokluk... varlık ve yokluk birbirini takip eder. oluktan, kesik kesik, fazla hızla inen su damlaları gibi... bunlar o kadar hızla birbirini takip eder ki, insan varlığı yekpâre ve sürekli görür: (halbuki o, üst üste konmuş tavla pulları gibi, bir siyah, bir beyaz; bir siyah, bir beyazdır.) her şey, her ân helâkte; yine her şey, her ân hayatta... allah her ân her şeyi yok ve her ân her şeyi var eder. vahdet-i vücut nüktelerinden biri de bu...”