"Adaletle idarede değişmeyin. Çinliler ve Batılı kavimler gibi saraylarınıza, evlerinize entrika sokmayın. Ahlaklı ve dürüst olun. Unutmayın ki bunlar, değişmez erdemlerdir. Değişim, sadece maddede yapılan yenilikleri kendi töremize uydurmakla mümkün olur. Batılı giysiler ve Batılı alışkanlıklar edinmek, değişmek değildir. Bunlar, onlara benzemeye çalışmaktır. Bugün, giysilerini giyerek benzemeye çalışırsanız yarın, o giysilerin davranışlarını da ahlak edinirsiniz. İşte o zaman, kendi millet olma erdemlerinizi kaybedersiniz. Değişmek, Türk karakterinde olmamalıdır!"
“Ey insanlar! Günahlarınızdan tövbe ederek ALLAH Teâlâ'ya kesin dönüş yapınız. Çünkü huzuruna tövbe ederek gelmiş olanları bağışlaması ALLAH'ın üzerine haktır. Ancak kul hakları müstesnadır. Zira kul, hakkını ödemediği sürece o kişinin rehinidir."
Hayatta kalabilmek için bizler kadar çaba göstermiyordun. Yok edilmeye belki çoktan razıydın. Senin amacın varlığını sürdürmek değil de sanki bambaşka bir şeydi. Sen bir şahittin. Evet, artık bundan eminim. Kesinlikle bir kahraman değildin. O küstahça sözlerini de sanki biri kulağına fısıldıyor ve benimle adeta alay ediyordu. Sanki benim, onların ve herkesin başına gelen bütün şeyler senin görmen, öğrenmen içindi. Güçsüz biri olan sen, her çeşit iktidarın sahibi olan benim üzerimdeydin. Çünkü olaylara müdahale etmeden hepimizi gören, seyreden sendin. Seni ezdiğimizde ağlıyordun. Güçsüzlük belirtisi olarak yorumlanabilen bu şey aslında senin yaşamındı. Oysa biz taşlar kadar güçlü, bir o kadar da cansızdık…
Sizler, hepiniz, içinde yaşadığınız dünya, Kostantiniye, her şey, sadece ve sadece benim düşüncemde varsınız. Rendekâr yanılıyor: Düşünüyorum, ama sadece ben var değilim. Düşündüğüm için asıl sizler varsınız; sizler ve içinde yaşadığınız dünya…