... köyün çıkışında her zaman beni bekler ve görünce de:
Geldin mi? derdi.
Bensiz asla gitmeyeceğini bildiğim halde ona :
- Senin çoktan gittiğini sanıyordum, diye cevap verirdim.
Sonra yanyana yola koyulurduk.
Tan yeri pırıl pırıl parlar, önce dağların dorukları altın yaldızlar içinde kalır, sonra bozkırın hafif rüzgarı koyu mavi bir dalga gibi yüzümüze çarpardı. O yazın şafakları aslında bizim aşkımızdı. Her gün pırıl pırıl yeniden doğan aşkımızın şafakları. Birlikte yürürken gözümüzde bütün dünya değişirdi ve biz bir masal aleminde yüzerdik.
Hayat bizim hepimizi aynı teknede yoğurmuş, aynı yumağa sarmıştır. Ama yine de bu olayları anlamak için o olayların içinde yaşamış olmak ve onları ruhunda duymak gerek.